Tuesday, 21 February 2012

Ezilir yanar icim



















Havasina suyuna
Tasina topragina
Bin can feda bir tek dostuma
Her kosesi cennetim
Ezilir yanar icim
Bir baskadir benim memleketim

Tuesday, 14 February 2012

Dindar bir nesil


















Basbakan Erdogan gecen hafta once ‘dindar bir genclik yetistirmek istiyoruz’ sonra da ‘cocuklara ateistlik dayatilamaz’ buyurmus.

Erdogan’in yillarca cok incileri yazilip tekrarlandi ama bunlar da simdiden tarihe gecmis birer inci oldular.

Erdogan liderliginde AKP’nin politikasinin din uzerine kurulu oldugu ve laiklige karsi bir durus sergiledigini hepimiz biliyoruz, kendileri de inkar etmiyorlar zaten.

Bu politikayi biraz daha kazidigimizda hatta sadece din degil de din ayirimi uzerine kurulu ve azinliga tahammul edemeyen bir politika oldugunu goruyoruz.

AKP’nin politikalarindan guc alan mahalleli de azinliga baski yapmayi Turkiye’nin her bir kosesinde surduruyor. Internette tutucu hic bir siteye artik girilemedigi Turkiye’mizde gazeteciler de artik ornegin Konya’da bir bira icecek restoran bulunamadigini yaziyor.

Demokrasi demek sadece cogunlugun istedigini yapmak degil asil azinligin istedigine saygi gostermektir. AKP Turkiye’sinin yillardir sinifta kaldigi demokrasi testinin en can alici noktasi budur.

Ateistlik dayatilmasina bu kadar karsi olan Erdogan’in dindarligi dayatmaya ne hakki var?

Benim cocuguma senin dindar bir egitim vermeye, ona din secimini zorlamaya ne hakkin var?

Benim cocugumun, bizim cocuklarimizin, bizim gencligimizin bilime ihtiyaci var, arastirmaya gelistirmeye ihtiyaci var, kendi fikirlerini olusturup kendi ayaklari uzerinde durmaya ihtiyaci var. Dunyanin diger gencleriyle arasindaki korkunc yarista arkadan destege ihtiyaci var, onden kostege degil.

Genclerimize elinizi surmeyiniz. Onlara dindarlik dayatmaya kalkmayiniz. Laikligin bir devleti yonetmek icin en dogru felsefe olduguna inancinizi yitirmeyiniz. Devlet olarak da dini egitim vermektense bilimsel egitim vermenin sart oldugunu asla ve asla unutmayiniz.

Tesekkur ederiz.

Saturday, 22 October 2011

Teror























(Foto: Cumhuriyet)

Turkiye'mizin basi sagolsun.

Ulkemizi yonetenler bir takim seylerin hic ama hic iyi gitmediginin farkindalar mi acaba?

Teror bizi teget mi geciyor saniyorlar?

Cifte Standart

Insanin hakkini arayamamasi ne kadar korkunc bir sey degil mi?

Hakli oldugunu bile bile elinden hakkinin alinmasi. Ve itiraz edebilecek ya da sana yardimci olabilecek hic kimsenin olmamasi.

Sabah evde bebeginizi uyuturken kapiniz caliniyor ve merkeze goturuluyorsunuz, akabinde hapise tikiliyorsunuz, ve 961 gundur hapistesiniz, yakinda cikacaginiza dair de herhangi bir garanti yok.

Internetiniz zaten dogru durust olmadigi icin haberleri gazetelerden takip ediyorsunuz.

Cok buyuk meblaglar calmis olduklari, halkin masumiyetinden para kazanmis olduklari, ve hukumet ile para kaynaklarindan birinin ortaya cikarilmis olmasi iddiasi suren bir baska davanin baska bir grup tutuklusu, haberlerden okudugunuza gore tahliye edilmis. Mahkeme gerekcesinde 'yaklasık 4 aydan fazla tutuklulugun cezaya donusebilecegini' vurgulamis. Ustune 'kacma suphesinin olmadıgını, delillerin toplandıgını ve yok edilmesi ihtimalinin de ortadan kalktıgını' buyurmus.

Bu kadar korkunc bu kadar ahlaksiz bu kadar kustah bir cifte standart olabilir mi?

Balbay ilk tutuklandiginda mahemeye getirilmis, sorgulanmis, geri birakilmis, ardindan aylar sonra tekrar tutuklanmis ve hapise atilmis. Arada ne kacma ne delil karartma, vs vs yapmis. Kitaplarini hepimiz okuduk, nasil bir komedi ile trajedi arasi tiyatro oynandiginin hepimiz farkindayiz. Balbay bu ulkenin milletvekili! Ve hakkini arayamiyor. 961 gundur iceride. Zahid Akman disarida.

Olmaz olsun boyle adalet ve kalkinma.

Sunday, 4 September 2011

"Seni Cok Sevi..."



Mustafa Balbay'in Silivri'den yayimladigi kitap uclemesinin ikincisi olan Zulumname'yi de bitirdim.

Birincisi (Zulumhane) Balbay'in savunmasi ve Ergenekon iddialarinin analizi olmakla beraber Silivri'deki yasamlarini anlatiyordu.

Mustafa Balbay...Tuncay Ozkan...sesini yukseltenin susturuldugu bir Turkiye...ve haksizlik karsisinda birsey yapamamanin acizligi. Zulumhane'yi hala okumayan var ise Ergenekon davasi konusunda - ve AKP Turkiye'sinde fasizm konusunda - yeterince beynini ve kalbini beslememistir diye dusunuyorum. Ilk firsatta hemen okuyunuz.

Zulumname ise nazim seklinde yazilmis bir kitap. Boylece Balbay da mapustan siir yazan nice sairimizle birlikte siir edebiyatimiza girmis bulunuyor.

Asagiya "Seni Cok Sevi..." adli siirini kopyaliyorum.

Ellerine saglik sevgili Balbay.

"Seni Cok Sevi...

Canim sariliyorum sa...
Seni cok opu...
Bulusmamiza az kal...
Seni cok sevi...

Sevdiginizle telefonu
Hic boyle kapattiniz mi?
Sevdiginizle gorusurken
Telefonu hep aradaki
Ucuncu kisi mi kapatir?

Silivri'de boyledir.
Hapiste boyledir.
Haftada bir kez
10 dakika telefonla
Gorusme hakki var.
Yonetim durust,
Daha ilk gun
Telefon gorusmelerinin
Dinlendigini, kaydedildigini
Size soyluyor.
Gorusme gununu
Yonetim belirliyor,
Saatini biz.
Demokratik...

Demokratik dedikse
Sinirlari var elbet.
Hangi telefonu arayacaksan
Dilekceyle bildireceksin.
Ekinde kan baginin belgesi,
Telefon faturasi,
Ikametgah senedi olacak.
Bunlar onaylandi mi, tamam.
Haftada bir gun,
Bir telefonu,
Bir kez arayabilirsin.

Pazartesileri telefona cikarim.
Bana 10 dakika ulasamasa
Telaslanan karim,
Haftada 10 dakikalik telefonu
10 gozle bekler.

Devletimiz biliyor
Halkimiz da bilsin...
Ilk bir dakika hic degismez:
'Gulsahim nasilsin?'
- Iyiyim Mustafam telefonunu bekliyorum...
'Kotu bir haber var mi?'
- Yok...sen bizi merak etme...
'Seni cok seviyorum, bir tanem.'
- Ben de cok seviyorum Mustafam.
'Cocuklar, anne-babalar, herkes iyi degil mi?'
- Hepimiz iyiyiz...Annemle beraberiz.
Yagmur'un ogretmeni guzel seyler soyledi.
Az once Nazilli'yle konustum...
Iyiler onlar da...
Hepimiz seni bekliyoruz.

Bitime dogru bir burukluk.
Ama sozumuz var.
Hic buruk kapatmayacagiz telefonu.
Telefon 10 dakika karsiligi
Kontore ayarli.
Goruntu yerinde dakika degil
Kontor sayisi var.
Bitimi tam kestirmek zor.
45 saniye kadar kala
Metalik bir uyari geliyor.

Son sozler de birbirine yakindir:
'Herseyi olabildigince normallestirin.
Dusunun ki, Ankara disinda gorevdeyim,
Gorev biter bitmez evdeyim.'

- Sen bizi merak etme. Saglikli ol yeter...
'Gayet saglikliyim.
Verimli bir hafta gecti.
Sizin kadar iyiyim...One gore!'
- Biz de senin kadar iyiyiz.
'Seni cok sevi...'

Tik
Ahizeyle bas basasin artik."

Bir sirket dusunun

Sevgili Gungor Uras ulkemizde yasanan komplike ekonomik ve politik gelismeleri basite indirgeyerek anlatmasiyla da unludur.

Bir sirket dusunun, genel mudurunun en gizli yaptigi stratejik toplanti gizli telefon kayitlariyla dinleniyor ve internete dusuyor.

Bir sirket dusunun, yonetim kurulu uyeleri genel mudur ve ekibine surekli o kadar baski yapiyor ki ekip eli-kolu bagli oarak islemeye calisiyor.

Bir sirket dusunun, simdiki ve eski yoneticilerinin bircogu evlerinden apar-topar goturulup sorusturma kapsaminda hapislerde tutuluyor.

Bir sirket dusunun, genel muduru, sag kolu, sol kolu, ikinci adami, etrafindaki herkes bir anda hic beklenmedik bir sekilde istifa ediyorlar.

Belli ki bu sirketin yonetimi, ekibi, stratejisi, vizyonu, herseyi iflas etmis ve herkes bunun farkinda.

Bu sirketin rakibi olsaniz aninda harekete gecmez misiniz? Rakibinizin zayif aninda pazar payinizi arttirmak icin, rakibinizi daha da zayif dusurmek icin hamle yapmaz misiniz? Yillardir beklediginiz stratejik firsat iste onunuzde, hic oyalanmadan saldiriya gecersiniz.

Son 50 gunde Turk ordusu yakin gecmiste hic yasamadigi zayif bir donemden geciyor.

Son 50 gunde 50 kadar sehit verdik.

Tesaduf mu?

Hicbirimiz darbe istemiyoruz tabii ki ama geriye bir adim atip ordumuzun guclu ve kuvvetli olmasinin ne kadar onemli oldugunu hatirlatmak icin hepinizi bir harita acip komsularimiza bakmaya davet ediyorum.

Ve ayrica AKP'nin ulkeyi bolucu politikasinin, siz-biz-onlar ayirimlarinin ulkemizi getirdigi noktaya dikkatinizi cekmek istiyorum. AKP hukumete gelmeden once 2001 yilinda teror bitmis gibiydi. AKP yillarinin GSMH buyutmek disinda bizlere biraktigi baska seyler de var, ve bunlarin en onemlisi hic kuskusuz ulkemizi sarip sarmalayan teror belasi.

Ve su anda genel mudurunden yonetim kuruluna tam bir kaos ortami yasayan sevgili sirketimize saldirilarin devam etmesinden baska bir senaryo ne yazik ki goremiyorum.

Sunday, 3 July 2011

Balbay

Blogumuzla asagi yukari yasit Balbay'in Silivri donemi. Ve isminde 'Adalet' kelimesi gecen partinin yonettigi Turkiye'de son yillarda yasananlarin adeta bir sembolu oldu Balbay.

Secilince cok sevindik ama icten ice hepimiz de 'acaba...?' diye soruyorduk. Acaba bir yolunu bulup bir sekilde Haberal ve Balbay'i cikartmama ihtimalleri olabilir mi? Acaba secilmelerine ragmen hala Silivri'de tutulabilirler mi?

Ve evet, AKP Turkiye'sinde aynen bu oldu. Ve evet, Haberal ve Balbay hala mapustalar.

Iste Balbay'in ilk yazisi. Bu kadar bekleme sonrasi ve secimi kazanmasi sonrasi yasadigi cokusu hissetmemiz mumkun degil. Bu kadar sogukkanli ve harika bir diller yazabilmis olmasina cok buyuk saygi duyuyorum.

Cikacak ve yazacak! Elbet bir gun, yakinda.

"Özgürlük Alkışlarına Selam Olsun

(Cumhuriyet, 3 Temmuz 2011)

Yeryüzündeki bütün mücadelelerin anası, özgürlük mücadelesidir.

İnsanoğlu, aklını, bedenini özgür kılabildiği ölçüde demokrasiyi, adaleti, eşitliği, bilimi üretti. Çoğu zaman da aklını özgür tutabilmek için bedenini feda etmek durumunda kaldı.

İnsanlık tarihinin bütün sayfalarını, yeryüzündeki bütün mücadelelerin taraflarını bir cümleye indirmek gerekirse şöyle söylenebilir:

Özgürlükten yana olanlar ve olmayanlar.

***

Örneğin Osmanlı’nın binlerce sayfaya sığmayacak 19. yüzyıl son çeyreğinin gerçeği şudur:

Baskıcı Sultan II. Abdülhamit’in uygulayıcıları ve “hürriyet şairi” Namık Kemal’le özetlenebilecek mücadele insanları...

Bir aydın, ülkesinin geleceğini her şeyin önüne koymuşsa, ne pahasına olursa olsun gerçekleri yazmayı ilke edinmişse, yeri devletin çok önemli bir katı da olabilir, devletin en zalim zindanı da...

Yönetimi eleştiren yazıları nedeniyle Namık Kemal’in gazetesi İbret sık sık kapatıldı. Kapatmak yetersiz kalınca 1873’te tutuklanıp Magosa Zindanı’na kapatıldı. Burada yattığı 38 ayda en önemli eserlerini üretti.

Aynı Namık Kemal, 1876’da Şûrayı Devlet üyesi oldu, Kanunu Esasi’yi (anayasayı) hazırlayan kurulda yer aldı.

Aynı Namık Kemal, 1877’de tutuklandı. 5 ay sonra serbest bırakıldı. İstanbul’dan uzak tutmak için Midilli’ye gönderildi.

Tutuklama nedeni şuydu:

“Padişahı devirmeye teşebbüs etmek!”

Ama suçun delili yoktu. Bir jurnal üzerine tutuklanmıştı.

İddiaya göre Namık Kemal, bir dost meclisinde, “Hurma ile kuru üzüm karıştırılır, üç kere kaynatıp koyulaştırılınca, güzel olur” demişti. Namık Kemal’i tutuklayanlar bu sözü şöyle delillendirmişlerdi:

“Şahıs burada, Abdülhamit’ten önceki iki padişah indirildi, üçüncüsü de indirilirse iyi olur, demek istemiştir.”

48 yıla onca mücadeleyi ve eseri sığdıran Namık Kemal, Silivri’nin az ötesinde yatıyor. O bugün vatan ve hürriyet şairi olarak yaşıyor ama ona kıyanlardan geriye kıymık yok.

***

Türkiye bugün de görünümü farklı ama özü benzer bir süreçten geçiyor.

Tartışma şu:

Henüz suçlu olup olmadığı kesinleşmemiş insanlar hapiste tutulsun mu tutulmasın mı?

Ortaçağda krallar tutuklamayı bir ceza olarak uyguluyorlardı. Ama daha dürüstçe. Kral, düşüncelerini beğenmediği bir kişi için şu emri veriyordu:

“Onu hapse atın, yargılayıp yargılamayacağıma sonra karar vereceğim.”

Belli bir süre hapiste kaldıktan sonra serbest bırakılıyordu ya da yargılama yapılıyordu.

Bugün ise 21. yüzyıl Türkiyesi’nde, yargılıyormuş gibi yapıp hapsetme uygulaması var.

Bazen kamuoyunca tanınan birkaç kişinin yaşadığı böyle bir haksızlık, aynı zalimliğin kurbanı olan binlerce kişinin durumunu gündeme getirebilir. O birkaç kişi etrafında dönen tartışma, sorunun büyüklüğünün ortaya konmasını sağlayabilir. Böylece kökten bir çözüm süreci başlayabilir.

Bunu diliyorum...

Meclis’teki yemin törenini, hücremde demir parmaklıklara yaslanarak izledim. 18.45 sıralarında sıra İzmir’e geldiğinde içimde bir heyecan dalgası kabardı. Adımla birlikte alkışları duymak özgürlük gibi bir şeydi.

Bugünler de geçecek, arkasında iki kesim bırakacak:

Özgürlükten yana olanlar ve tutsaklıktan yana olanlar.

Özgürlüğü alkışlayanlara selam olsun..."

Sunday, 12 June 2011

Secimin renkleri - Haziran 2011















AKP'nin %49.9'u hic kuskusuz cok buyuk bir basaridir. Oyverenlerin cok buyuk bir kisminin gidisattan memnun olduklarinin bir gostergesidir. Oyverenler yine akliyla degil cebiyle oy vermislerdir. Ve iki gun onceki analizimizde vurguladigimiz uzere bu sene yine GSMH'nin %5 buyumekte olusu gorusune bakilirsa oyverenleri memnun etmektedir.

CHP'nin %25.9'u gecen secimlere gore oy artisi ve milletvekili adedinin artisina ragmen gercek hedefin altindadir. Kilicdaroglu iyi bir kampanya yurutmus ve butun sol destegi almasina ragmen bu oyda kalmistir. Bu oy orani yirmibirinci yuzyil Turkiye'sinin bir gostergesidir.

MHP %13.0'i tutturmus ve yine beklendigi gibi meclise girmistir.

Mecliste AKP'nin 326 koltugunun karsisinda CHP'nin 135, MHP'nin 54 ve bagimsizlarin 35 koltugu olacaktir. Iki gun once yazdigimiz gibi koltuklari azalmis bir AKP'yi mecliste daha da kuvvetli bir muhalefet beklemektedir.

Ama hic kuskusuz AKP ve Erdogan %49.9'un gaziyla onumuzdeki gunlerde daha da agresiflesecek ve kafalarindaki gercek aksiyonlari gerceklestireceklerdir. Mahalle baskisi kuvvetlenecek, turban giyen genc kiz adedi artacak, alkol satilan Anadolu sehri adedi azalacaktir.

Ote yandan Balbay cikacak ve yazacaktir! Silivri'de yattigi 829 gunun hesabini mecliste soracaktir!

Simdilik kisa dusunceler. Devami onumuzdeki gun ve haftalarda.

Friday, 10 June 2011

Genel secim oncesi son dusunceler

















Iki partili politik duzenimizde yeni bir genel secime iki gun kaldi.

Secim zamanlari pek bir heyecanlanirim, hem ulkemin gelecegiyle ilgili bardagi genelde dolu gormeye efor sarfeden bir kisi oldugum icin hem de tabii sonuclarin merakiyla yanip tutusarak.

AKP'nin 2007'deki %47'si 2009'daki yerel secimlerde %39'a indi. Anketlere ve basina bakilirsa Pazar gunu %45 ile %50 arasinda bir oy almasi bekleniyor, yani genel kani AKP'nin oylarini yukseltecegi yonunde.

2007'de ekonomi %5 buyuyordu, 2009'da %6 dusuyordu, simdi yine %5 buyumekte. Averaj oyverenin akliyla degil cebiyle oy verdigini dusunursek bu mantikla yine AKP'nin oyu yukselecek mi?

Ya da bir adim geri atarsak %47'den %39'a dustugu 2009'dan beri AKP'nin karnesi nasil?

2009'dan beri basin ozgurlugu, adalet ve adi soylenemeyen dava ile AKP'nin yarattigi fasist duzenin 12 Eylul doneminden daha da karanlik oldugu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri icki tuketiminden modern sanata laik kesimin hayat stilinin kisitlandigi ve mahalle baskisinin tavan yaptigi tutucu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri bilim yerine dinin, dusunce yerine inanclarin gecerli oldugu, arastirma-gelistirmeye yerine imam-hatip okullarina yatirim yapilan, universite yerine cami yapilan bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri Avrupa Birligindense Arap dunyasina yaklasan, Musluman dunyasinin liderligine soyunan ve Musluman dunyasinin finansmaniyla destek oldugu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri genclerin issizlik derdinin ustune universite sinavlarina da guvenini yitirdigi, karamsar ve yurtdisina kapagi atmaya calisan genclerle dolu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri rektorlerden yargiclara pozisyonunda en iyi olanlarin veya secilenlerin yerine yandaslarin atandigi bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri basini kapatmayan genc kizlarimizin gittikce kendilerini rahatsiz hissettikleri mahalleleri cogalmakta olan bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri Kurt vatandaslara yapilan acilimin bir sonucunu goremedigimiz ve terorun tum hiziyla devam etmekte oldugu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri argo ve seviyesiz konusmalarin hukumetin en yuksek noktalarinda bile kabul gordugu bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri demokrasisi geri gitmekte olan bir Turkiye'de yasiyoruz.

2009'dan beri sesini yukseltmekten korkan bir Turkiye'de yasiyoruz.

Simdi soyleyin bakalim, GSMH %5 buyuyor ama sizce 2009'dan bugune AKP oylarini arttirmali mi?

Turkiye'nin sesini yukseltme zamani geldi. En yuksek ses sandikta cikan sestir.

CHP bugunun politik duzeninde, 30 yildir ilk defa bolunmemis bir solun birlestirici partisi olarak, Edirne'den Hakkari'ye CHP icin emsali gorulmemis bir miting kampanyasini basariyla yurutmus ve ilk genel secimine giren Kilicdaroglu liderliginde, Turkiye icin AKP'ye gercek bir alternatif sunmaktadir.

Ve Pazar gunu %30 civarlarinda oy alacaktir.

Erdogan'i olasi son Basbakanlik doneminde mecliste guclu bir muhalefet partisi bekliyor olacak.

Ve herhalukarda kazanan Turkiye olacak.

Tuesday, 7 June 2011

İzmir Yemini

Sevgili Mustafa Balbay secimlere bir hafta kala Izmir Yemini adli bir mektup yayimladi. Olabildigince cok okunmasina azicik da olsa faydam bulunmasi acisindan kelimesine dokunmadan yayimliyorum.

MM



İzmir Yemini

And olsun ki,

Siyaseti, Türkiye’ye, halka, İzmir’e hizmet etme aracı olarak göreceğim, başka hiçbir anlam yüklemeyeceğim. Bütün devletler , toplumlar adalet üstüne oturur. Adaletin olmadığı yerde hiçbir düzen kuramazsınız. Türkiye’de adaletin rayına oturması için çaba harcayacağım, haksızlığa uğrayanların yanında olacağım. Yaşadıklarımdan hiçbir şekilde kin ve intikam duygusu üretmeyeceğim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda, devrimlerin hazırlanıp uygulamaya konmasında, çok partili yaşama geçişte lokomotif rolü üstlenen CHP’nin, Türkiye’nin 21’nci Yüzyıl devleti olmasını sağlayacak başlıca güç oldğuna inanıyorum. Bunu gerçekleştirecek halk iktidarı için bir nefer gibi çalışacağım.

İç göç ülkemizin bütün şehirlerinin gerçeği. İzmir’de Kars’tan, Mardin’den, Balkanlar’dan dört bir coğrafyadan gelenler birlikte yaşıyor. Pek çok kentimiz böyle. Bu anlamda her şehir Türkiye’dir. Ülkemizde iç barışı şehirlerdeki kardeşlik sağlayacaktır. Bu bilinci yerleştirmeyi başlıca sorumluluklarımdan biri sayayacağım.

Dünyada 80 ülke 500 şehir dolaştım. İzmir, kendine "Dünya şehri" adı veren pek çok yerle yarışır. izmir’in bir dünya şehri olması için, hem içeride hem dışarıda çıkılacak her seferin ilk adımını atanlar arasında olacağım. İzmir çok güçlü bir kent edebeyatına sahip. Bu zenginliği, Türkiye’ye ve dünyaya açmak için bir harf de ben olacığım.

Gençlik hareketlerinin içinde adil paylaşımı öngören mücadeleler yürüttük. Üretim olmayınca paylaşım da olmuyor. ’Güçlü üretim, yüksek refah, adil paylaşım’ mücadele sloganlarından birisi olacak. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş temelleri, CHP ilk Genel Başkanı Mustafa Kemal Atatürk hepimizindir. Ülkemizin ortak paydasıdır. CHP hem ortak değerlerin koruyucusu hem geleceğin kurucusudur. Bunun için mücadele etmeyi siyasetteki varlık nedenlerimden biri sayacağım.

Yaşadığımız toprakları biz, atalarımızdan miras almadık, çocuklarımızdan ödünç aldık. İnsanın yaptığı yanlışı Tanrı affeder ama doğa affetmez. Çevre konularına bu gözle bakacağım.

Daha yaşanılası bir Türkiye mücadelesinde ben bir harfim. Tek başına ’M’nin, tek başına B’nin bir anlamı yoktur. Ama bütün harfler bir araya gelebilirse, ’Mustafa Kemal’ yazarız, ’Bağımsız Türkiye’ yazarız, ’Halk iktidarı’ yazarız. Birlikte mücadeleye bu anlatımla bakacağım. Her oy, milletvekilinin toplumsal bedenindeki bir kılcal damardır. Kendimi İzmirli seçmenlere böyle bir duyguyla bağlı hissedeceğim. İzmir’e hesap vermeyi çalışma disiplinimin doğal bir parçası sayacağım.

Mustafa Balbay - Silivri

Saturday, 21 May 2011

Dusunuyorum O Halde Sanigim



























Blog'umun adi dusunerek olunca haliyle Mustafa Balbay'in Silivri'den Dusunuyorum O Halde Sanigim adli ikinci kitabinin adini daha da bir gulumseyerek karsiladim.

Cumhuriyet Kitaplari bu kitabi harika bir dokunusla raflara sunmus. Her kitabin icinde bir adet Mustafa Balbay, Silivri Ceza Infaz Kurumlari Kampusu, 4 Nolu Hapishane, F12 Kogusu, Silivri Istanbul adresli ve uzerinde dikenli tellerden gecmeye calisan bir guvercin resmi olan bir kartpostal var.

Guvercinler Balbay'a ucuyor reklamiyla okurlarin hepsinin Balbay'a bir kartpostal atmasina yardimci olmuslar. Ben de hemen alir almaz yolladim. Umarim benimki de, hepsi de eline gecmistir.

Ilk kitabi Zulumhane alt baslikli idi, ikincisi de Zulumname alt baslikli. Bir ucleme olacak gibi gorunuyor. Ama tabii Silivri'de secim sonrasi kalmamasi buyuk temennimizdir. Her ne kadar yargilanmayi ve sucsuzlugunu ispat etmeyi herseyden cok istiyorsa da cikis sebebi ne olursa olsun artik 3 yasina gelmis bebeginin hasreti de dayanilmaz noktalara ulasmistir.

Kitabi alin, okuyun, Balbay'a kartpostalinizi gonderin.

Politik kariyer ya da gazetecilige geri donus...hangisi olursa olsun Balbay cikacak ve yazacak, hem de cok yakinda!

Friday, 20 May 2011

Secimlere bir ay kala





















Referandum ile baslayan secim surecinde artik son bir ay.

Bir tarafta ozguveni tavan yapmis AKP ve Basbakan Erdogan.

Oteki tarafta uzun suredir olmayan bir ivme kazanmis CHP ve Muhalefet Kilicdaroglu.

Bir tarafta GSMH'si yuzde 8 buyumekte olan Turkiye.

Oteki tarafta Mustafa Balbay 806 gundur tutuklu.

Oteki tarafta Tuncay Ozkan 3 seneyi askin suredir Silivri'de.

Oteki tarafta universite, yargi, medya tamamiyla AKP'nin kontrolunde.

Oteki tarafta 22 Agustosta interneti kapatilacak bir Turkiye.

Oteki tarafta bira icmenin mumkun olmadigi 70 il.

Oteki tarafta universite ve is hayalleri kalmamis genclerimiz.

Oteki tarafta tarim disi issizlik orani %14.

Oteki tarafta gece hayatina, alkole, sanata, modernlige sistematik bir saldiri.

Oteki tarafta fasizmin baskisi altinda ezilmis ve sesini cikartmaya korkan bir halk.

Oteki tarafta henuz basilmadan yasaklanan kitaplar.

Oteki tarafta ulke butunlugu tehdit altinda bir Turkiye.

Oteki tarafta dini politikaya, hayata, universitelere, heryere sokarak oy kovalama.

Sizce hangi taraf agir basacak?

Sizce Basbakan Turkiye stadyumuna ciktiginda alkislanacak mi yuhalanacak mi?

Thursday, 30 December 2010

2011'e girer iken

Senenin nasil gectigini olcmek ve gelecek seneden beklentileri bicmek cok normal bir insani davranis elbette.

Hepimizin gectigimiz yil daha ileriye goturdugu becerileri ve yetenekleri oldugu gibi onumuzdeki sene daha iyi yapabilecegi seyler de var muhakkak.

Ulkemizin de oyle.

Turkiye'mizi yine buyuk bir yil bekliyor.

Bugun sevgili Emre Kongar 2011'deki secim gundemini soyle ozetlemis:

"Gecim derdi, issizlik, teror, ulkenin butunlugu, insanlarin ozgurluk ve guvenlikleriyle birlikte yasam tarzlarinin da tehdit altinda olmasi"

Listeye katilmamak mumkun degil. Hatta listeye degisen dunya duzeninde Turkiye'nin de gelistirmek zorunda oldugu rekabet gucu gibisinden bir madde daha ekleyebiliriz.

Ekonomik olarak dunya ve hele Avrupa'ya gore iyi bir sene gecirdi Turkiye. Dunya resesyonundan bankalarimizin saglikli bilancolari sayesinde hizli ciktik ve ekonomik buyume olarak butun Avrupa'yi solladik. Ote yandan bu buyumenin istihdam yaratmayan bir buyume olmasi endise verici. Issizlikte hala Avrupa'nin en asagilarindayiz. Ve degisen dunya duzeninde rekabet gucumuzu henuz kavrayabilmis veya ispat edebilmis degiliz.

Hic kuskusuz daha esit dagitilan ve ulkenin her kosesine istihdam yaratan bir ekonomik kalkinma senaryosunda teror ve ulkenin butunlugu daha az problem yaratan konular olacaktir.

Insanlarin ozgurlukleri derken tabii ki aklimiz ve kalbimiz Silivri'de ve nice mapushanelerde haksiz yatan yazar, gazeteci, politikaci ve bilimadamlarinda.

Guvenlikleri derken aklimiz ve kalbimiz hala faili mechullerde, ailelerinde.

Yasam tarzlari tehdit altinda derken aklimiz ve kalbimiz icki ictigi icin dayak yiyen genclerde, evlilik oncesi iliskiye girdigi icin ailesi tarafindan oldurulen genc kizlarimizda, Konya'da Malatya'da bira almanin artik mumkun bile olmadigi Anadolu'nun bir cok kosesinde, basini baglamadigi icin fahise oldugu dusunulen ogrenci kizlarimizda.

Turkiye'nin 2011 ve sonrasinda alacagi daha cok yol, yiyecegi daha nice firin ekmek var.

2011 secim yili. AKP ile CHP arasinda iki partili bir secim duzenine dogru ilerliyoruz gibi.

Bakalim 2010 anayasa referandumunu kampanyasiyla adeta bir AKP guvenoyuna ceviren ve bu oyunu kaybeden CHP bu problemlere halki inandirici cozumler sunabilecek mi?

Yoksa bir dort yillik AKP iktidar donemi daha mi bizi bekliyor?

Aklim ve kalbimle, iyi seneler Turkiyem.

Thursday, 23 September 2010

Yuzde 57.88’in agirligi



























Referandumda cikan %57.88’lik evet sonucu 2007 genel secimindeki %47’den 2009 yerel secimindeki %38’e oy ve kan kaybeden ve akabinde ‘acilim’ surecinde daha da gerilere giden AKP icin hic suphesiz buyuk bir moral kaynagi oldu.

Ayni sekilde CHP’yi devraldigindan beri kuvvetli bir cikis yakalayan Kilicdaroglu icin de mutlaka bir ivme kaybi olacaktir. Ayrica Sn Kilicdaroglu’nun kayit problemlerinden dolayi sahsen oy kullanamayisini da affedemiyorum. Bu kadar ufak oldugu kadar sembolik bir hataya maruz kalmasini engelleyemeyen ekibi beni buyuk hayal kirikligina ugratti. Hayir oyu kullanan diger 15,856,792 kisinin de ayni hissiyati paylastigindan, evet oyu kullanan 21,787,244 kisinin de bu duruma kiskis guldugunden suphem yok.

Neden referandumdan evet cikmasinin Turkiye’nin gelecegi icin cok tehlikeli oldugunu herkes cok yazdi, cizdi. Bizim sene basinda dusunerek yazdiklarimiz soyleydi:

http://dusunerek.blogspot.com/2010/03/yargi.html

Ama referandumdan evet cikmasinin Turkiye’nin gelecegi icin tehlikeli oldugunu hemen ertesi gun en iyi karikaturize eden sanirim Sozcu gazetesi oldu (bkz. yukaridaki resim).

Bakalim muhalefet %57.88’in agirligi ve padisahin baskisi altinda ezilecek mi?

Ve bakalim Erdogan eline gecen bu padisah yetkisini Turkiye’miz icin guzel seyler yapmak icin kullanacak mi?

Dun gazetelerdeki bir haber beni korkuttu: Beyoglu’ndaki sanat galerisinde icki icenlere saldiranlarin haberi.

Bu saldiriyi yapanlar referandumdan cikan %57.88’in verdigi gucle mi yaptilar? Padisah kendilerine goz kirpti diye mi dusunuyorlar? Referandumda hayir ciksaydi yine de bu saldiriyi yapacaklar miydi?

Umidimiz %57.88’in agirliginin Turkiye’mizi cogunluk diktatorlugune veya padisahliga donusturmemesidir.

Sunday, 5 September 2010

Ben Bono Olsam





















Bu sabah erken kalkar ve otelimin bana sunmus oldugu bol meyveli, peynirli ve pogacali kahvaltiyi Bogaza nazir bir masada oturur yerken gunumu planlardim.

Buyk ihtimalle Adam Clayton aksama kadar uyuyacagi icin, Larry Mullen Jr otelin spa’sinda butun gun masaj yaptiracagi icin ve The Edge coktan twitter’a koyacagi resimleri cekmek icin kamerasiyla eski Istanbul’a gitmis oldugu icin grup arkadaslarimi butun gun goremeyecegimi tahmin ederdim.

Tabii ki ucaktan iner inmez bizim icin yazdiklari sarkiya bakilirsa (‘...gonna go where Europe...and Asia meets...with a red guitar...on fire...desire...’) Avrupa-Asya bulusmasi temasini surdurme niyetleri var, demek ki Bogaz Koprusunu yuruyerek gecmek farz olmus durumda.

E tabi referandum oncesi Basbakanin Pi-Ar danismanlari bu firsati kacirir mi? Basbakanla toplanti ve yandas olan-olmayan butun gazetelerin ertesi gun yayimlamasi icin beraber ettikleri ‘rahat Pazar sohbetinin’ fotograf cekimi boynunun borcu. Basbakan icin mavi ve cizgili bir gomlek (kravatsiz) uygun gorulmus, fotograflarda Bono’ya cok yakin durup samimi gulmesi onerilmistir.

Basbakana emniyetin icindeki dehset cemaat organizasyonunu 14 gunde yarim milyon baski yapan kitabinda detayli anlatan Hanefi Avci’yla ilgili bir soru sormamam tembih edilmistir mutlaka ama ben yine de bir sekilde araya sikistirip dusuncelerini almak isterdim. Bono olarak en ufak korkacagim birsey yok tabii ki, boyu uzun ya da kisa, dunyanin herhangi bir Basbakanindan. Saka bir yana, Bono'nun, bugun, Turkiye'de muhalefetteki herhangi birinin elinde olmayan bir guce ve dokunulmazliga sahip oldugunu iddia edersek abartmis olmayiz sanirim.

Kilicdaroglu ile de gorusurdum. Anlat bana neden memnun degilsin su andaki hukumetten, anlat bana sen neler yapacaksin dizginleri eline alirsan, anlat bana sana niye Gandhi diyorlar, anlat bana neden hayir.

Orhan Pamuk'la konusurdum, sen niye evet?

Fazil Say'la konusurdum, sen niye hayir?

Sonra ise – bu guzel turistik Pazar gunu programini lojistik olarak biraz bozacak ama – atlar bir arabaya Silivri’ye giderdim.

Sadece siyah-beyaz ve durust bir gazetenin Ankara subesini yonettigi icin varligi ispatlanmamis bir teror orgutune uye oldugu iddia edilerek tam 549 gundur Silivri’de hapis yatan Mustafa Balbay’la konusurdum.

Ve alternatif medya ve alternatif parti kurma cabalariyla onbinleri etkilemeyi basardigi icin varligi ispatlanmamis bir teror orgutune uye oldugu iddia edilerek tam 711 gundur Silivri’de hapis yatan Tuncay Ozkan’la konusurdum.

Ve aksam yemegine sehre geri donerken Ikitelli’de bir basimevi bulur, bu 360 turnesinde kullandigi Burmali lider Aung San Suu Kyi maskeleri yerine, gercekten Ataturk Stadyumunu dolduracak onbinlerce muzikseveri etkilemek isteseydim, onbinlerce Mustafa Balbay ve Tuncay Ozkan maskesi bastirirdim.

Istanbul muzikseverlerine maskeleri taktirip hatirlatirdim: hepimiz Balbayiz, hepimiz Ozkaniz, hepimiz istedigimiz zaman sesimizi yukseltebilmek istiyoruz, hicbirimiz sesimizi yukselttigimiz icin Silivri’lere tikilmak istemiyoruz.

Ben Bono’nun pop dunyasindaki efsanevi konumunu kullanarak dunya icin guzel seyler yapmaya calistigina tum yuregimle inaniyorum. Ve basarili oldugunu da dusunuyorum, W Bush’tan Blair’e, beraber calistigi dunyanin en kuvvetli liderlerini ozellikle Afrika’ya cok buyuk bagislar yapmalarina ikna ettigini biliyoruz.

Bakalim Turkiye icin de guzel seyler yapmaya calisacak mi bugun?

Ben Bono olsam yapardim.

With a red guitar...on fire.

Tuesday, 10 August 2010

'Siz hic sevdiklerinize kosarken cama carptiniz mi?'

523 gundur henuz varligi ispatlanmamis bir orgutun darbe gerceklestirmeye tesebbus etmis uyesi oldugu iddiasiyla tutuklu bulunan Mustafa Balbay'in gecen Persembe gunku Cumhuriyet'teki yazisini ben de her sagduyulu insan gibi gozlerim dolarak okudum.

80,000-90,000 tirajli Cumhuriyet gazetesini okuyamayanlar icin asagiya aynen kopyaliyorum.

75 milyonun okumasi gereken bir yazi.


"Siz hic sevdiklerinize kosarken cama carptiniz mi?

Silivri'dekiler, ayda uc kez carpiyor.

Ben ayda uc kez carpiyorum.

Bir ayin uc haftasinda kapali gorus, bir haftasinda acik gorus var.

Kapali gorus soyle:

Duvarin uc karisa dort karislik bolumune cam yerlestirmisler. Etrafini da demirle cercevelemisler. Camin iki tarafina birer telefon ahizesi koymuslar.

Gorus gunu cama kosuyorsunuz. Karsiya ses gecmedigi icin ilk karsilasmada elleri havaya kaldirip sevincinizi ifade ediyorsunuz.

Elinizi sevdiginizin kollarina uzatir gibi ahizeye uzaniyorsunuz. Ve sesini duyuyorsunuz. Elbet soylemeye gerek yok; ses kaydediliyor. Yonetim bunu size verdigi ic kurallar listesinde acikca duyuruyor.

Kizim her seyi saglikli algiliyor; bekledigimden sagduyulu hareket ediyor. Cok sukur!

Oglum 2 yasina girdikten sonra gecen mayistan beri karsisindaki benle, telefondaki beni birlestirdi. Onceleri camin kiyisinda pencere acma kolu ariyor, bulamayinca sinirleniyordu. Artik burada gorusmenin boyle oldugunu kabul etti.

Haziran goruslerinden birinde butun sevimliligi uzerindeydi. Telefonu kulagina goturdugunde annesinden ogrendigim seyleri siralamaya basladim:

'Topu cok mu severmis benim oglum... Cimlerde yuvarlanmaya bayilir miymis benim oglum...'

Sesimi dinlerken ahizeyi bir buket gibi tuttu, bana bakti...

Konusmaya devam ediyordum.

Agzini sonuna kadar acti, telefona yoneldi.

Sesimi opmeye calisiyordu!

Burun diregi sizlamasinin cok tarifi yapilabilir; biri de bu olsun."

Thursday, 1 July 2010

Pencere

























Rahat uyuyun, yazilari ve cizgileriyle hayatimizin birer parcasi olmus Turhan Selcuk ve Ilhan Selcuk.

Tuesday, 8 June 2010

tbmm.gov.tr






Turkiye Buyuk Millet Meclisi’nin gayet guzel bir sitesi oldugunu biliyor muydunuz?

Gunluk tutanaklari, milletimizi meclisimizde temsil eden vekillerimizin her oturumda neler konustuklarini okuyabildiginizi?

Gundemdeki onerge ve teklifleri takip edebileceginizi?

Milletvekillerimizin fotograf ve email adresleri dahil ozgecmislerini gorebildiginizi, her vekilin imzasi bulunan kanun tekliflerini okuyabildiginizi, meclisteki partiler arasi koltuk dagilimina aninda bakabildiginizi?

Hatta bu sabah CHP’ye bagimsizlardan transfer olan iki milletvekiliyle birlikte CHP’nin kontuk sayisinin 101’e ciktiginin hemen bugun sitede gosterildigini?

Degisen kanunlari madde madde takip edebileceginizi?

TBMM’nin 2008 Faaliyet Raporu’nu okuyabileceginizi?

Ben bilmiyordum ve bu bilgilere internet ulasabildigimi gorunce cok memnun oldum. Ankara’nin sitesine bak, gozlerimin yasina bak.

Sagda-solda gittikce daha da duymaya basladigimiz ‘e-devlet’ konseptinin Turkiye’de de yerlesmeye baslamasi gencliginde herhangi bir notere gitmis Turk vatandasi icin epey heyecan verici bir gelisme olsa gerek.

Hele bir de sitenin interaktif kisimlarini daha da gelistirirlerse.

Ulkesinin nasil yonetildigiyle ve vekilleri tarafindan nasil temsil edildigiyle ilgilenen vatandaslarin duzenli olarak siteye girmelerini oneririm.

http://www.tbmm.gov.tr/

Saturday, 5 June 2010

Kilicdaroglu vs Erdogan
















Kemal Kilicdaroglu'yla ilgili ilk yazimizi 30 Eylul 2008'de yazmisiz:

http://dusunerek.blogspot.com/2008/09/kemal-kilicdaroglu.html

Ne demisiz?

"...Temmuz 2007 secimlerinde ‘Baykal’a ragmen’ CHP’ye oy vermis olan 7.3 milyon icin de, ‘Baykal yuzunden’ AKP’ye oy vermis kimbilir belki milyonlar icin de Baykal disinda bir CHP’linin on plana cikmasi o kadar mutluluk verici ki...Onumuzdeki hafta ve aylarda Kemal Kilicdaroglu adini daha da sik duyacagiz sanirim."

CHP'de Baykal doneminin kapanmasi pek guzel sebeplerden olmadi ama yerine hemen Kilicdaroglu'nun, hem de boyle muazzam bir ivmeyle gelmis olmasi gercekten cok heyecan verici.

Baykal yuzunden-ciler de Baykal'a ragmen-ciler de artik gecmiste kaldi. Turkiye politikasinda artik oylar ikiye ayrilacak gibi gorunuyor:

Recep Tayyip Erdogan'cilar ve Kemal Kilicdaroglu'cular.

Kilicdaroglu'nun konusmasinda mesela laikliktense issizligi on plana cikartmasi direk olarak Erdogan'la kapismaya ne kadar hazir oldugunu vurguladi.

Erdogan ise cevap olarak kendi politik stratejisini Ortadogu ve Arap ulkeleri liderligine endeksleme cabalarinda. Israil'in Mavi Marmara'ya saldirisi ve bu saldirinin olumlere sonuc acmis olmasi tabii ki bir trajedi. Ancak bu trajediyi takip eden gunler yapilan konusmalar ve uluslararasi gelismeler Erdogan'in stratejisine cok uyuyor.

AKP tarafi gorunuse bakilirsa bu Kilicdaroglu ivmesinden cok endiseli ve hafiften bir panik havasi hissettiriyor.

Once Eylulde referandum.

Sonra 2011'de genel secim.

CHP icin de AKP icin de butun kartlarini oynama, oyverenler icin de gozlerini tamamen acik tutma vakti.

Sunday, 18 April 2010

Kum Saati



























Bugunlerde Gazeteci Umran Avci'nin Bilgi Yayinevi'ndan cikan, arastirma, mulakat, ve derlemelerinden toplarlayip yazmis oldugu Kum Saati adli kitabini okuyorum.

Kitap Abdi Ipekci, Turan Dursun, Bahriye Ucok, Muammer Aksoy, Cetin Emec, Ugur Mumcu, Esref Bitlis, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kislali, ve Necip Hablemitoglu'nun suikastlari oncesi son gunlerini anlatiyor.

Kitabi oldukca yavas okuyorum. Sebebi ise Avci'nin agir stili degil, tam aksine cok akici ve surukleyici bir tonla yazmis. Sebebi her okudugum suikast sonrasi bir sure kendime gelememem.

Hepsini taniyoruz, hepsinin suikast haberlerini canli aldik, hepsinde ayaklandik, ama boyle detayli bir calismayla idealleri disinda birer insan olduklarini, ailelerini, ve ozel hayatlarini biraz daha taniyabiliyoruz.

Ya da tuyler urpertici bazi detaylar ogreniyoruz:

Bahriye Ucok'un kizi Kumru annesini biraz sonra parcalayacak bombayi postayla gelen bir pakedin icinde annesine kendi elleriyle verirken sakayla karisik "bombani getirdim anne" diyor.

Ugur Mumcu'nun oglu Ozgur babasini biraz sonra parcalayacak bombanin altina yerlestirilmis oldugundan habersiz bir sekilde babasinin arabasinin lastiklerini tekmeleyip inip inmemis olduklarini kontrol ediyor.

Bu suikastlarin cogu 90li yillarda. O devirde bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi suikastlara kurban verdik.

2000li, 2010lu yillarda ise bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi hapislerde ya da dava sonuclarini beklerken tutuklu goruyoruz.

Suikaste kurban gitmek, cocuklarini, karini-kocani yalniz birakmak.

Tutuklanmak, aylarca, yillarca hapis yatmak.

Turkiye'de aydin olmak gercekten zor is.