Thursday, 4 March 2010

'Sanirim artik birseyler soylemenin zamanidir'



















Candan Ercetin'in son albumu Kirik Kalpler Dudaginda'yi dinlemeye basladim.

Albumun muzikleri de harika elbette ama daha cok icerigi ilgimi cekti acikcasi.

Yukaridaki resim albumden ve Ercetin'in resmi sitesinden.

Yillardir yasiyor, goruyor, hissediyor, dusunuyor, yaziyor, ama susuyor. Ve simdi artik birseyler soylemenin zamanidir diyor.

Ne mi soyluyor?

Mesela albumdeki son sarkinin adi Ninni.

Tum sozlerini album kapagindan ya da resmi sitesinden bulabilirsiniz (http://www.candanercetin.com.tr/).

'Guzel koyum ne zaman uyanirsin?'

Ellerine saglik sevgili Candan Ercetin.

Tum yasayip gorup hissedip dusunup susanlarin artik seslerini yukseltmeleri dilegimizdir.

Thursday, 11 February 2010

Gunun iki cok onemli haberi

Laiklige hayatini adamis degerli bilimadamimiz Ilhan Arsel'i, bu cok zor yetisen beynimizi, adeta surgunde yasamakta oldugu ABD'de kaybettik.

Cogumuz Arsel'i seriatla, laiklikle, ve aydin olmayla ilgili yazdigi kitap ve yazilarindan taniyoruz. Biraz once kitap ve yazilarinin cogunun yer aldigi http://www.ilhan-arsel.org/ adli bir websitesini kesfettim. Konuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.

Turkiye'de yasasaydi cok yakin arkadasi ve surekli mektuplastigi Turan Dursun'un akibetine ugrayacak miydi? Bu yasi gorebilecek miydi? Sanmiyorum.

Iste "inanmayan dindarlar" tanimi:

'"Inanmayan dindarlar" için din ve dindarlik, "kutsal" sayilan kitaplara boyun egmek degil, fakat aklin vicdan süzgecinden geçirmis oldugu verilere uymaktir. Daha dogrusu onlar, "Tanri" sözüdür diye insanlara belletilen kitaplari ve verileri "Tanri yapisi" degil, fakat "insan yapisi" seyler olarak tasnif edip buna göre degerlendirirler ve bu kitaplarda yer alan "Tanri" tanimini geçersiz bilirler. Çünkü bu kitaplarda tanimlanan Tanri, insan kiliginda, insana özgü niteliklere sahip bir varliktir: kindardir, acimasizdir, kiskançtir, keyfîdir, insanlari diledigi gibi sekillendiren ve sonra birbirleriyle dövüstürendir, vs...Onlar için "kutsal" olan sey "akil", ve aklin olusturdugu "Yaratici zekâ"dir.'

Ve iste Turan Dursun'la ilgili yazdigi bazi satirlar:

'Oysa ki "inanan dinliler", bütün bu hususlari: "Madem ki Tanri'dan gelmedir, o halde kabul etmek gerekir" diyerek benimsemeyi "dindarlik" bilirler. Her ne kadar bunlar, her zaman için yeryüzü nufusunun çogunlugunu olusturmus olmakla beraber, insanligi uygarlik vadilerine, büyük gelismelere ve daha güzel ve mutlu yarinlara sürükleyenler, her zaman için sayilari az "inanmayan dindarlar" olmustur.

Ancak ne var ki "inanmayan dindarlar", tarih boyunca bagnaz ortamin hismina ugramislar ve bu yüzden çogu zaman kendi gerçek hüviyetlerini ortaya vuramamislardir; çogu kez yapmacik bir kiliga, daha dogrusu "inanan dindarlar" kiligina bürünmüs, kalmislardir.

Eger siz Tanri'nin keyfî ve gaddar olabilecegine inanmiyorsaniz: eger siz Tanri'nin kiskanç ve intikamci olabilecegini sanmiyorsaniz; eger siz Tanri'nin öfkeye kapilip insanlara küfürler savuracagina inanmiyorsaniz; eger siz Tanri'nin esitsizlikler yaratacagina ihtimal veremiyorsaniz; eger siz Tanri'nin her ne suretle olursa olsun olumsuzlukta bulunabilecegine yer veremiyorsaniz, bu demektir ki siz de "inanmayan dindarlar" dansinizdir.

Hemen eklemek gerekir ki akilci yetenege sahip her insan, "Kutsal" diye bilinen kitaplari akil süzgecinden geçirmek, ya da "peygamber" diye benimsenen kisilerin yasamlarini incelemek sûretiyle kendisini kolaylikla "inanmayan dindarlar" sinifi içinde bulur. Nitekim tarih içerisinde, "insan sevgisiyle" dolu kisileri "inanmayan dindarlar" haline getiren sey, "Kutsal" bilinen kitaplarin elestirisidir. Evet, kim ki akilcidir ve akil rehberligi ile düsünmesini ögrenmistir, o mutlaka "inanmayan dindarlardan" olmustur. Insanligi "insanlik" sevgisine, gelismeye ve gerçek ahlâkîlige sürükleyenler onlardir; onlar için "din", aslinda , "sevgi" nin ta kendisidir. Su bir gerçektir ki en büyük "insan severler", en büyük "ahlâkiyatçilar", Tanri'yi "sevgi" simgesi seklinde benimseyen bu tür "Inanmayan dindarlar" arasindan çikmistir.

Turan Dursun'u her anis'ta, böyle bir sevgiye, seriât yolu ile degil fakat ancak "akil" yolu ile gidilebilir oldugunu bir kere daha anlarim. Her ne kadar kendisini "Ben dinsizim" diye tanimlamis idiyse de Turan Dursun, aslinda sinirsiz bir "insan sevgisi" ve "akil" gücü ile dolu ve bu sayede insanliga en büyük hizmetlerde bulunmus olan nice "Inanmayan dindarlardan" biriydi. Bir gün gelip bu toplum, akilci yörüngeye girip onun degerini anlayabilecek midir acaba?'

Bir gun gelip bu toplum, akilci yorungeye girip Ilhan Arsel'in, Turan Dursun'un degerini anlayabilecek midir acaba? 21. yuzyil AKP Turkiye'sinde laikligin cok geri gitmis oldugunu goruyor ve bu sorunun cevabi konusunda karamsarligimizi surduruyoruz.

Gunun ikinci onemli haberini ise Cumhuriyet'ten kopyalayalim:

'Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde kızlarının zorunlu din dersi almasını istemeyen anne-babanın davasına bakan mahkeme, ders kitaplarının incelenmesini istedi. Mahkeme, yapılan incelemede okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi yerine din eğitimi verildiğini belirleyerek, “Türkiye’de hâkim olan dinsel çeşitliliğin” ve nüfusa oranı büyük olmasına karşın Aleviliğin dikkate alınmadığına hükmetti. Mahkeme, derslerde “tarafsızlık ve çoğulculuk” koşullarının yerine getirilmediği, bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini belirtti. Kararda, din eğitiminin ancak kişilerin kendi ya da kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olduğu anımsatılarak, dersin bu içeriği ile zorunlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu kaydedildi.'

21. yuzyilda din dersinin zorunlu olmasina karsi mucadele veren bu anne-babanin Turan Dursun'u da Ilhan Arsel'i de Richard Dawkins'i de okuduklarina eminim. Bagnaz ortamin hismina ugramamalarini umid ederim. Cocuklarina dini degil akilci bir egitim verme istegi akilci yorungeye girdigimiz zaman hicbirimize garip gelmeyecek.

Monday, 25 January 2010

Basbakanimizin uslubu

Bir-iki gun once haberlerde Basbakan Recep Tayyip Erdogan'in Tekgida-Is Baskani Mustafa Turkel'e cevaben yapmis oldugu konusmayi okudum. Ancak gecen bir-iki gunde bu konusmaya cok kafam takildi. Basbakanimizin uslubu kendi ruh halini ve AKP'nin ulkemize bakisini ne kadar iyi ozetliyor degil mi? Kopyalamadan edemeyecegim:


"Akşam Tekgıda-İş'in Başkanı 'Biz gerekirse hükümet deviririz' diyor, şu ifadeye bak. 'Şu anda diyor, dün yaptığımız görüşmede genel grev kararı almadık, genel eylem kararı aldık, genel grev kararı alırsak hükümet devrilir...' Şimdi bu ifadeye ne denir? Bu mantıkta olan bir sendikacının bu ülkenin istikbalini, aydınlık yarınlarını düşünme diye bir derdi olabilir mi? Bunlarla siz nasıl masaya oturursunuz? Neymiş, 'Hükümet devirirmiş'. Sen avucunu yalarsın, avucunu. Neyi deviriyorsun sen? Bunlar ülkeyi sadece kendilerinden ibaret zannediyorlar. Bu AK Parti 15 milyon vatan evladının, seçmeninin oyunu alarak iş başına geldi. 15 milyonluk temsilcisi olan AK Parti hükümetini devireceksin. Senin kaç tane üyen var ya, sen ne ile konuşuyorsun ve bizi, bu kadar işçisine, memuruna yakın bir iktidar olan AK Parti hükümetini bununla tehdit edeceksin. Önce haddini bil. Haddini bil ve bizi söylemeyi düşünmediğimiz ifadeleri kullanmaya mecbur etmesinler."

Sunday, 24 January 2010

Yine bir 24 Ocak

Ugur Mumcu'nun artik iyice ortaliga cikmis belgelere bakilirsa Iran baglantili karanlik ve anti-laik gucler tarafindan katlinin onyedinci yili.

Ugur Mumcu'nun Cumhuriyet'teki Gundem kosesini devralmis Mustafa Balbay'in tutuklulugu ve dolayisiyla Gundem kosesinin bos kalisinin da neredeyse birinci yili.

Tabii ki Gundem'in bos kaldigini soylemek dogru olmaz cunku Balbay'in Silivri'den yazdigi ve bilgisayar kullandirilmadigi icin mektupla gonderdigi yazilari haftanin bir kac gunu kosesinde yayimlaniyor.

Bugunun 24 Ocak olmasi vesilesiyle Balbay Mumcu'ya bir mektup yazmis.

Okumayan kalmamali diye dusunuyor ve asagiya kopyaliyoruz.

----------

GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

Uğur Mumcu’ya Mektup

Merhaba Uğur Ağabey,

Aramızdan alınışınızın 17. yılındayız. Anımsarsınız, yıldönümlerinde size seslenmeyi gelenek edindim. Ama bu yıl farklı bir yerden yazıyorum.

Sizin de sık sık vurguladığınız yaklaşımlardan biri şuydu:

Nereden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun, terörün her türlüsüne hayır.

Bu ilkeyi doğal olarak ben de benimsedim, yeri geldikçe yazdım, söyledim.

Gelin görün ki, gazetemiz Cumhuriyet “terör örgütünün gücü,” Ankara Temsilcisi ve yazarı olarak ben de “terör örgütü üyesi” suçlamasıyla karşı karşıyayız!

Durumu sizin başınızdan geçen bir olayla özetlemeye çalışacağım.

Yazmıştınız, bana da evinizdeki bir akşamüzeri çay içimi sohbetinde anlatmıştınız... 1970’li yıllarda savcılık bir yazınız nedeniyle hakkınızda dava açmış, tutuklama emri de çıkarmıştı. Yazınızdaki “suç unsuru” olan tümce şuydu:

“Türk Ordusu uyanık olmalıdır.”

Siz, ifade verirken soruyorsunuz: “Bunun neresi suç?” Şu karşılığı almıştınız:

“Siz uyanık olmalı derken, ordunun şu anda uyumakta olduğunu iddia etmiş oluyorsunuz...”

İşte bu anlayış; biçim, anlam, içerik ve hedef değiştirerek varlığını sürdürüyor.

***

Türk basınında bilgisayarı günlük gazeteciliğe ilk sokan kişilerden biri siz oldunuz. Onu besleyen teknolojik gelişmeleri de yakından izliyordunuz.

Yazı tarama cihazınızın özelliklerini anlatırken, bilgiye, belgeye kavuşma olanaklarının genişliğini düşünüyor, nasıl da seviniyordunuz.

Bugün bir gazetecinin bilgi-belge sahibi olması suç. Tabii hemen soracaksınız:

“Ben elimdeki bilgi-belgeler, dokümanlar için evimin yanında ayrı bir daire satın almış, burayı çalışma yeri haline getirmiştim. Yaşasaydın, onca yazı-kitap kaynağından suç üretebilirlerdi, öyle mi?”

Görünen o!

Gözleriniz yerinden fırlayacakmış gibi sormaya devam ettiğinizi görür gibiyim:

“Bilgi sahibi olmadan, nasıl fikir sahibi olunur?”

Artık, fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmaya gerek yok. Taraf sahibi ol, fikir sahibi de oluyorsun. Daha doğrusu, fikir sahibi olmana da gerek yok, ezber sahibi ol yeter.

Medya ile ilgili yazacak o kadar şey var ki. Şöyle özetleyebilirim:

Yandaş medyadan tekelciliğe kadar yazdığınız her şey katlandı.

Kaça katlandığını söylemek zor. Katlanamayacak bir hale gelmekte olduğunu söylemekle yetineyim.

***

Sevgili Ağabey,

Katledildiğiniz yıl, pek çok aile, doğan çocuklarına Uğur adını verdi. Onlardan beşini tanıyorum. Yıllarca onları bir çocuk gibi sevdim, öyleydiler. Kalpleri yurt sevgisiyle çarpan pırıl pırıl anne-babaların, gözleri parlayan aydınlık yüzlü çocukları...

Artık onlar da büyüdü, delikanlı oldu.

Neredeyse bir kuşak...

Aldığımız yola bakıyorum; ilk dikkatimi çeken, 80 gözlü demir parmaklık!

“Uğur”lamanın ardından pek çok yazınız bayraklaştı. Bunların arasında, 25 Ağustos 1975’te Cumhuriyet’te yayımlanan “Sesleniş” başlıklı yazınız ayrıca öne çıktı.

Yazınızda, “Vurulduk ey halkım, unutma bizi” diyordunuz.

O yazıdan kimi bölümleri paylaşmak isterim:

“Ölümcül hastaydık... Hukuk sustu. Vicdan sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

...Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine... Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...”

Halk sizi unutmadı...

Unutmadı ama...

Sizinle ilgili pek çok karikatürden Ali Ulvi’ninki geliyor gözümün önüne ilk...

Önde siz... Kellenizi koltuğunuza almışsınız, elinizde kalem... Tek başınıza yürüyorsunuz. Arkanızda, hissedilir uzaklıkta, halk yığınları var. “Yürü aslanım”, “Arkanızdayız” diye bağırıyorlar...

Halk keşke arkanızda değil...

Yanınızda olsaydı!..

Wednesday, 30 December 2009

300 gun



















100 gun oldugunda soyle yazdik:

http://dusunerek.blogspot.com/2009/06/100-gun.html

100 gun yetmedi, 200 gun oldu, soyle yazdik:

http://dusunerek.blogspot.com/2009/09/200-gun.html

Ne yazik ki Mustafa Balbay'in tutuklulugu 300 gune de ulasmis bulunuyor.

21. yuzyil Turkiye'sinde AKP fasizminin 300 gunu.

Ve yilbasinda o cok sevdigi cocuklarindan uzak kalacak olan Mustafa Balbay.

Elbet cikacak.

Ve tabii yine yazacak.

Tamam ama bu 300 gunun ve ilerideki kimbilir kac yuz gunun hesabini kim verecek?

Sadece Balbay da degil, hala niye tutuklu oldugunu bilmeyen daha nice degerli beyin.

Yeni yilin kutlu olsun sevgili Turkiye.

Yeni yilda artik boyle utanacagimiz hikayeler yasamamak umidiyle.

Monday, 21 December 2009

AKP doneminin sonu yaklasiyor mu?



























AKP’nin yerel secimlerde oy kaybi yasamasini cok dusunduk ve tasindik, yazdik ve yazistik, ama sanki asil oy kaybi onumuzdeki genel secimde yasanacak gibi gorunuyor.

Sosyal gerilim sadece ‘acilim’ fiyaskosu, terorun devam etmesi, ve DTP’nin kapatilmasiyla degil, ayrica isci haklarindan istihdama, atamalardan denizfenerlerine, medyaya saldirilardan malum davaya, universitelerden laikligin ana ilkelerine, ulkenin neresine bakilirsa bakilsin gerilimin yukselmis oldugunu ve sorumlulugun AKP’de oldugunu goruyoruz.

Merkez sagda cesitli yeni parti olusumlari gormekteyiz ama sanki yine oylarin bolunecegini ve Erdogan’a karsi cikabilecek bir lider arayisinin devam ettigini goruyoruz.

MHP’nin ozellikle acilim dolayisiyla kuvvetlenecegini, CHP’nin ise elindeki bu firsati yeterince agresif bir sekilde kullanamadigini hissediyoruz.

Turkiye Cumhuriyetinde halkin etnik ve dinsel degisikliklerini korukluyerek ve bu degisikliklerden guc alarak, ve tabii ki taban yapmis koalisyon hukumetleri arasindan siyrilarak iktidara ulasan, ve ekonomik likidite bollugu doneminde stabilite ugruna oylarini kuvvetlendiren AKP’nin tek basina ve guclu iktidar doneminin sonuna yaklastigimizi siz de hissediyor musunuz?

Thursday, 19 November 2009

Yine laiklik








'Ateist otobus'le ilgili yazmisligimiz var:

http://dusunerek.blogspot.com/2009/02/ateist-otobus-tolerans-ve-gencler.html

Ayni kampanyayi baslatan beyinlerden simdi de yukaridaki kampanya dikkatleri cekiyor.

Daha fazla bilgi icin: http://www.humanism.org.uk/home

'Beni lutfen damgalamayin. Birakin buyuyeyim ve kendim seceyim.'

Arka planda katolik, musluman, protestan, mormon, ateist, yahudi, budist, vs cesitli dunya gorusleri ve dinler yaziyor.

Nufus kagidina her dogan cocuga zorla 'Islam' yazan ulkelere duyurulur.

Turkiye'de laiklik karsiti bir hukumetimiz olunca yurtdisindaki laik hareketleri daha da imrenerek izliyoruz sanirim.

Saturday, 31 October 2009

Bugun secim olsa...


















Tabii ki 'bugun secim olsa' tipli anketlerin degeri bir yere kadar...

Ama Sonar'in bugun gazetelerde cikan anket sonuclari da o kadar carpici ki, internetin derinliklerinde kaybolmasin diye tarih de atarak yayimlamamiz gerektigini dusunduk.

15 il, 20 ilce ve 20 koyde 3,000 kisiyle yuzyuze gorusulerek yapilmis bir anket oldugunu da not edelim.

Tarih: 31 Ekim 2009.

Sonuclara gore bugun secim olsa:

AKP: %27.45

CHP: %24.45

MHP: %16.98

DTP: %5.74

SP: %5.30

Kararsızlar: %13.35

Medyaya saldirisindan Ergenekon adli davayla ilgisine, PKK/Kurt acilimindan resesyondan cikis planlarina her turlu icraatina bakinca AKP'nin artik hizla kan kaybettigini hissediyoruz, biliyoruz, goruyoruz, ama boyle carpici sayilar ortaya cikmasi cok onemli.

Secimlere kadar olan bir bucuk senelik donemde bu kan kaybinin hizlanmasi ya da yavaslamasi oncelikle resesyondan cikisa, sonra PKK/Kurt acilimina, sonra da unlu davalarin sonuclandirilmalarina bagli olacak gibi. Cunku yukaridaki Kararsizlar bu gelismeleri dikkatle izlemekteler ve elbet bir karar verecekler.

Wednesday, 21 October 2009

Serbest birakilan 34 PKK'li



















Obama Turkiye'yi ziyaret etti, AKP acilimi anons etti, resesyonun agir istatistikleri yerine acilimi konusur olduk, Imrali'yla konusmalara baslandi, araya yaz tatilleri ve bayramlar girdi, dun de 34 PKK'li terorist Turkiye Cumhuriyeti'ne tezahuratlar esliginde ve Apo pankartlariyla kahramanlar gibi girip sorgulandiktan sonra serbest birakildilar.

Bu 34 PKK'li dune kadar Turkiye Cumhuriyeti'nin ordusuna ve sinir butunlugune karsi savasmak icin and icmis birer teroristti.

Ve dune kadar sehit anneleri bu teroristlerle Turkiye Cumhuriyeti'nin sonuna kadar savasacagini dusunuyorlardi.

Ayni Turkiye Cumhuriyeti'nde Balbay, Haberal, ve daha nice degerli beyin tutuklu yatiyor veya fasist AKP rejiminde tutuklanma korkusuyla sesini yukseltemiyor.

Iste AKP Turkiye'sinin icler acisi hali...gibi jenerik bir sekilde bitirmek istemiyorum.

Cunku AKP Turkiye'mizi her gecen gun daha da icler acisi bir noktaya getiriyor.

Cozumun cok zor ve carklarin cok komplike oldugunun, cogunun artik bizim elimizde olmadiginin farkindayiz.

Ama cozume kalkisan AKP liderlerine en ufak bir guvenimiz kalmadigi icin cok endiseliyiz.

Friday, 9 October 2009

Onumuzdeki donemde Yunan-Turk iliskileri


Yorgo Papandreu'nun Yunanistan'da Basbakan secilmesi onumuzdeki donemde Yunan-Turk iliskilerini biraz dusundurdu.

Bildigimiz gibi Yunanistan resesyonu en agir geciren AB ulkelerinden biri oldu. Ekonomik krizin yanisira sosyal ve politik olarak da catirdadi ve 2010'da da ciddi bir toparlanma pek beklenmiyor.

Yunanistan ekonomi olarak cok fazla bir uretim yapmayan, Ar-Geye Bati Avrupa'nin gerisi kadar onem vermeyen, oncelikle de global deniz tasimaciligi ve yerel turizme cok bagli bir ekonomi. Bati Avrupa'nin gerisi gibi yaslanmakta olan bir nufusa sahip. Ustune kucuk ve sig bir ekonomi. Yunan ekonomisinin yeni nesil liderleri, bankalarindan balik ciftliklerine veya hastane sirketlerinden gida sektorune kadar tamamen Balkanlarda ve Turkiye pazarinda buyume hayalleri kuruyor. Bu krizden de Bati Avrupa'ya degil Guneydogu Avrupa ve Turkiye'ye ihracatlarini arttirarak cikmaya calisacak. Bu yuzden de Papandreu'nun ilk dis gezisinin - elbette tesaduf ama - daha secileli bir hafta olmadan Turkiye'deki Guneydogu Avrupa Isbirligi Sureci toplantilarina katilma amacli olmasina hic sasirmadim.

Evet, Avrupa Birligi diyalogumuzda Yunanistan'in destegine ihtiyacimiz var, ve tabii Kibris konusu hala cok hassas, ama Yunanistan'in da Turkiye'ye cok ihtiyaci var, ve ekonomik gidisatta yaratilan isler batiya degil de doguya kaydigi surece Yunanistan'in Turkiye'ye ihtiyaci artacak.

Ege'nin iki kiyisinda da dedelerimizin ve buyukbabalarimizin savas hikayelerini dinleyerek buyuduk. Ne kadarini cocuklarimiza, torunlarimiza anlatacagiz ve o duygularin ne kadari taze kalacak? 'Zito Venizelos' lafi her duydugunda benim oglumun tuylerini de diken diken edecek mi? Peki ya torunumun?

Onumuzdeki nesil ve nesillerde Yunan-Turk iliskilerini tarih kitaplari degil ekonomik pazarliklar tanimlayacak diye tahmin ediyorum. Ve sanki bu degisime daha cok Ege'nin dogusu degil batisi oncelik edecek diye dusunuyorum.