Wednesday, 8 April 2009

Obama ruzgarinin ardindan















Londra, Strasbourg, Prag, Ankara, Istanbul.

G-20, NATO, AB, TBMM.

Yerel secimlerin sonuclarini daha tam hazmedememisken, uluslararasi politikada, ve ozellikle Turkiye icin, emsali gorulmemis hareketlilikte bir haftayi geride biraktik.

Bu arada dorduncu ceyrek buyume sayisi -%6.2 ile, ve Subat ayi endustriyel uretim sayisi -%23.7 ile, beklenenden kotu cikti – ama yine de basin da sokaktaki adam da Obama’yi konusuyor.

Obama ilk yurtdisi seyahatine Turkiye’yi de ekleyecegini anons ettiginde once cok sevinmis, sonra da ‘acaba bizden ne isteyecek?’ diye endisenlenmistik. Ama herseyden once, Hillary Clinton’in ziyareti sirasinda yazdigimiz uzere, ‘Ilimli Islam’ projesinin sonune gelinmis oldugu ve ABD-Turkiye iliskilerinde yeni bir donem baslayacagini hissetmistik (http://dusunerek.blogspot.com/2009/03/abdnin-turkiye-politikasi-degisiyor-mu.html).

Ve Barack Hussein Obama, TBMM’ye yaptigi, her satiri cok buyuk titizlikle yazilmis tarihi konusmasinda, bu goruslerimizi bir yere kadar hakli cikardi. Tabii ki onumuzdeki aylarda konusmalardan cok davranislar onemli olacak ama simdilik bu yeni iliski doneminin baslangici iyi analiz edilmeli.

Ataturk’e, Turkiye’de demokrasiye ve laiklige olan bagliligini konusmasi boyunca tekrar tekrar vurguladi.

ABD-Turkiye arasindaki ve ozellikle Soguk Savas yillarinda onem kazanmis olan iliskinin onemini herkese hatirlatti.

Dunyayi sarmalamis ekonomik krizden cikabilmek icin uluslararasi platformda beraber calismanin onemini vurguladi.

Turkiye’nin geleceginin AB oldugunu ve AB’nin Turkiye’yi tam uye yapmazsa neler kaybedecegini ustune basa basa soyledi.

Ermeni probleminde, fikirlerini degistirdigini soylemedi ama sozlerinden ABD parlamentosunun tansiyon yukseltecek bir karar almayacagini ima etti.

Terore karsi savasta ve PKK karsisinda ABD’nin Turkiye’nin yaninda oldugunu ve ayni sekilde Turkiye’nin Israil’e karsi yapilan teroru sorgulamasi gerektigini belirtti.

Afganistan, Pakistan, ve Iran iliskilerinde Turkiye’nin oynayabilecegi onemli rolu ve ABD’nin Islama karsi bir savasta olmadigini hatirlatti.

Kibris’ta iki toplumu iceren ikili bir federasyonun adayi birlestirecegi dusuncesini paylasti.

Islam disindaki dini liderlerimize ihtiyaclari dogrultusunda destek olacagini hissettirdi.

Aralarda ‘evet’ diyerek, Mehmet Okur ve Hidayet Turkoglu’ndan bahsederek, ve atasozumuzu kullanarak kulturumuze insancil bir yaklasim gosterme eforu sarfetti.

Obama’yi AKP de CHP de DTP de MHP de secmenler de cok dikkatli dinlemeliler. Hem hitap ve dinleyiciyle iliski kurabilme yetenegi acisindan, hem de onumuzdeki dort (belki sekiz) senelik donemde butun bu hassas konularda karsilarinda nasil bir ABD bulacaklarini bilmeleri acisindan.

Cografyamiz karisik, cografyamiz zor. Rusya, Ermenistan, Ortaasya enerji hatlari, Irak, Ortadogu, Kibris, Dogu Akdeniz, Yunanistan, Balkanlar, Karadeniz. Hangi yone bakarsaniz cozumu zor problemlerin tam ortasindayiz. Bu gercegi degistiremeyecegiz.

Ve iste bu yuzden Turkiye’nin onemi, Ortadogu ve Ortaasya ile birlikte yasamimiz boyunca uluslarasi platformda azalmayacak, artacak. Daha nice ABD baskanlari agirlayacagiz, NATO krizleri yasayacagiz.

Sarkozy'nin Obama’ya Turkiye konusunda ‘kendi isine bak’ derken dunyanin ve cografyanin gidisatindan cok uzakta bir yorum yaptigini yabanci basin da cok iyi yakalamis durumda.

Iste bu ahval ve serait icinde Turkiye’nin ileriye bakabilen ve gerektiginde Sarkozy’e, gerektiginde Medvedev’e, ve gerektiginde Obama’ya karsi dik durabilecek, ideolojik saplantilara batarak gereksiz gundem yaratip ulkemize vakit kaybettirmeyecek, ulkemizi bolmeye degil birlestirmeye ugrasacak bir lidere ihtiyacimiz var.

Ne AKP hukumetinde, ne de muhalefet liderlerinde bu vizyonu goremiyoruz.

Bu vizyona sahip yeni nesil politikacilar – mesela Istanbul’daki konusmasinda Obama’nin gozlerinin icine bakan genc arkadaslar arasindan olabilir – cesaretlerini toparlayip seslerini yukseltecek ve su andaki politik liderlerimizin orumcek aglari arasindan siyrilabileceklerdir umarim.

Friday, 3 April 2009

Protesto...ve gercek??
















Yukaridaki resim, Londra'da Bank of England'in duvarina G-20 protestolari kapsaminda yazilmis bir graffitiyi gosteriyor. Anafikri:

'Hukumetler yalan soyluyor
Bankalar para caliyor
Zenginler guluyor'

Peki asagidaki resimde banka sahibi zengin hukumet liderlerinin bu kadar yayvan gulmelerinde sizce de bir terslik var mi?


G-20 basliklari arasinda en basarilisi bu olsa gerek






















1 trilyon dolar o kadar elle tutulamayacak ve surreal bir sayi ki, the Sun en akillica kapagi yapmis!

Thursday, 2 April 2009

Secimin renkleri









Uzerinden bir kac gun gecince insan resme daha iyi bakabiliyor.

Resim demisken, Turkiye haritasindaki renk dagilimi da zaten secimin sonuclarini cok iyi ozetliyor:

AKP’nin hala butun Turkiye geneline cografi olarak en fazla hitab edebilen parti oldugu, CHP’nin egitim duzeyi yuksek sahil sehirlerindeki buyuk basarisi, guneydoguda DTP, yer yer MHP, iki kaleye inmis DSP.

Simdi bazi onemli noktalari vurgulayalim.

AKP’nin %38.8’e dusmus olmasi cok onemlidir. Bu dusus, referandum anlamini tasiyan bu yerel secimlerde, AKP’ye halkin bir tokat attigini ve icraatlardan memnuniyetsizligi gostermektedir. Eger secimler Mart degil de Nisanda olsaydi ekonomik krizin de etkilerinin derinlesmesiyle AKP’nin oylari daha da dusuk olacakti, Mayista olsaydi daha da dusuk olacakti. Zaten Basbakan Erdogan da secim sonrasi asik suratli konusmalarinda sonuclarin AKP icin bir maglubiyet oldugunu kabul etmis durumda.

AKP’nin dususunu biraz daha acmak gerekirse, 2004’te kazanmis oldugu 12 buyuksehirin 10’a inmis oldugunu, 46 ilin 35’e inmis oldugunu, ve 483 ilcenin 447’ye inmis oldugunu goruyoruz. Buna karsilik CHP’nin 2004’te kazanmis oldugu 2 buyuksehirin 3’e cikmis oldugunu, 6 ilin 10’a cikmis oldugunu, ve 130 ilcenin 170’e cikmis oldugunu ve toplam oylarini %23.1’e yukselttigini de not edelim.

CHP’nin yukselisinde partiye yeni bir dinamizm katmasi ve Baykal disinda liderlerin de var oldugunu gostermesiyle Kilicdaroglu’nun etkisi onemli. Kilicdaroglu’nun secim sonrasi yorumunu da kayda gecmesi acisindan kopyaliyorum:

”Bizim açımızdan güzel bir gelişme. AKP'nin oy olarak gördüğü varoşlarda çözülme var. Aynı gücümüzü sürdürmeye kararlıyız. İstanbul'un sorunlarını çözmeye kararlıyız. Sayın Topbaş'a İstanbul halkı görev verdi. Ama bize de Topbaş'ın ensesinden ayrılmayın görevini verdi. Olumlu çalışmalarını destekleyeceğiz. Ama yolsuzlukları olursa da ortaya çıkaracağız. Biz İstanbul halkına teşekkür ediyoruz.”

Istanbul’da CHP sadece Besiktas’taki %61 veya Kadikoy’deki %68 degil. CHP’nin bu secimde AKP’den devraldigi ilceler: Catalca, Kartal, Maltepe, Sariyer, Silivri, ve Adalar. Bu ilceleri kazanmak basli basina tam ‘varoslarda cozulme’ sayilmaz ama Kilicdaroglu’nun ne demek istedigini soyle anliyoruz: mesela Bahcelievler’de AKP %48’den %47’ye dusmusken CHP %25’ten %35’e cikmis durumda. Veya Fatih’te AKP %44’ten %43’e dusmusken CHP %21’den %29’a cikmis durumda. Yine de CHP’nin Istanbul bir yana tum Turkiye’de henuz ulasamadigi cok il ve ilce var. 2011 genel secimlerinde CHP’nin oylarini arttirmasi tamamen Turkiye’nin her kosesindeki erisimini arttirip arttirmamasina bagli olacak.

Secimin baska kazananlari da oldu: toplam oylarin %16.0’sina kadar yukselmis bir MHP, Turkiye genelinde bile %5.7’lik bir orana yukselmis DTP, ve %5.2’ye ulasmis bir SP. Ozellikle mesela Tunceli’de yapilan eforlara ragmen AKP’nin DTP’nin cok altlarinda kalmis olmasi bu bolgede politikacilarimizin isinin ne kadar zor oldugunu tekrar gosteriyor. Ne yazik ki genel secim olsaydi %10 baraji yuzunden iki onemli oy grubu, DTP ve SP, mecliste temsil edilemeyeceklerdi – ki bu da sistemimizdeki onemli bir yanlis. 2011 genel secimlerine kadar bu uc partinin de AKP’den daha fazla oy calacagini tahmin ediyorum.

Halihazirdaki sisteme gore, genel secim olsaydi mecliste temsil edilecek olan uc parti arasinda AKP %38.8’de iken CHP ile MHP’nin toplaminin %39.2 olmasiyla, bu oy oranlarinda bile kalsalar, onumuzdeki donemde AKP’nin mecliste gecmis donemki kadar kolay icraat geciremeyecegini de vurgulamakta fayda var.

Baska not edilmesi gereken noktalar arasinda Antalya var. Basbakan Erdogan asik suratli konusmasinda Antalya’ya secim kampanyalari sirasinda 28 kere gittigini ve buna ragmen nasil CHP’ye kaybettiklerini anlamadigini soylemis. Belki bu sorunun cevabini Gul’de aramali. Antalya’yi CHP adina kazanan Prof. Dr. Mustafa Akaydin, Akdeniz Universitesi rektor secimlerini kazanmasina ragmen, Cumhurbaskani Gul tarafindan atanmamisti. Mustafa Hoca’nin ve Antalya halkinin intikami AKP, Erdogan, ve Gul icin cok agir oldu.

AKP’nin kazanmayi cok istedigi Cankaya’da oylarini %37’den %22’ye dusurmesini, ote yandan CHP’nin %51’den %58’e cikarmasini da not edelim.

Bir de AKP’nin kazanmayi yine cok istedigi Diyarbakir’da oylarini %35’den %31’e dusurmesini, ote yandan DTP’nin %58’den %66’ya cikarmasini not edelim.

Katilim orani da moral verici bir yukseklikte cikti. 2004 yerel secimlerinde %76 olan bu oran 2009 yerel secimlerinde %83 olarak aciklandi. Halkin oy kullanmaya gitmesi ve kendi verecegi bir oyun bile onemini hissetmesi bir demokrasinin sagligi icin cok onemli bir unsur.

Son olarak, yakilmis oy pusulalari, cuvallarla calinan sandiklar, kritik anlardaki elektrik kesintileri, basinda saibe dolu iddialar, yeniden sayma itirazlari, veya Beyoglu’nda yok oldugu iddia edilen oylar gibi konularda, sadece bir demokrasi icin secimlere golge dusmesinin ne kadar moral bozucu oldugunu vurgulamaktan baska, su anda cok kafa patlatmayacagim.

Bir cumleyle ozetleyecek olursak, Turkiye’nin her kosesinde 195,402 sandikta oy kullanan 49,291,352 secmen, yerel secimler adi altindaki bu AKP referandumunda, son secimlerden beri laiklik karsiti soylem ve eylemlerin odagi oldugu tescillenmis AKP’ye guvenoyu vermedi ve ulkemizde gelecek nesil icin bize biraz olsun guven verdi.

Sunday, 29 March 2009

Saat 22:00 itibariyla...Turkiye'den AKP'ye tokat

Elbette tum sonuclar aciklandiktan sonra tekrar tekrar yazacagiz.

Ama su anda sandiklarin asagi yukari %40'i acilmis durumda ve AKP ulke genelinde, yine birinci parti, ama %39lara dusmus gibi gorunuyor.

Ayrica Turkiye'nin dort bir kosesinde AKP adina kaybedilen ilceler, iller, buyuksehirler haberlerini takip ediyoruz.

Izmir, Cankaya, Diyarbakir hedeflerinde de AKP basarisiz.

Hepsinden en dramatik olani, Turkiye'nin en buyuk sehri, AKP'nin onemli kalesi Istanbul'da Kilicdaroglu'nun %40, Topbas'in %42 civarlarinda oldugu soyleniyor.

Blogumuzu Eylulden beri yaziyoruz.

Ilk gunden secim oncesi son yazimiza kadar Turkiye'nin AKP'ye bu secimde bir tokat atmasinin onemini vurguluyor ve buna gonulden inandigimizi soyluyoruz.

Son sonuclari kestirebilmek mumkun degil.

Ancak su kadari bile Turkiye'den AKP'ye bir tokattir.

Su kadari bile demokrasi ve laiklik icin cok umit verici bir gelismedir.

Balbay hapiste bir keyif cigarasi yakar bu gece.

Saturday, 28 March 2009

Karar vakti

Haydi Turkiye, karar vakti.

Bakalim 29 Mart da tarihe gecen gunlerimizden biri olarak aklimizda yer edecek mi?

Ben toplumdaki son yillarda ve aylarda siddetle artmakta olan gerilimin, memnuniyetsizligin, ve moralsizligin oylara yansiyacagini dusunuyorum.

Dunya politik dunyasinda esen degisim ruzgarlarinin Turkiye'de de esme vakti geldi artik.

Haydi Turkiye, degisim icin karar vakti!

Wednesday, 25 March 2009

'Bu kadar da olmaz'

Mustafa Balbay'a yapilmakta olan korkunc haksizlik ve adaletsizligi uzuntu ve korkuyla izlemeye devam ediyoruz.

Secimlere bir haftadan az vakit kala, bu stratejik muhelefeti susturma operasyonu mide bulandirmaya devam ediyor.

Sonunda Balbay'in avukati araciligiyla yaptigi aciklama yayimlandi.

Balbay tam 20 gundur tutuklu.

Tam 20 gundur Gundem kosesi bos.

Iste AKP Turkiye'sinin utanc duyulacak hali.

Balbay'in aciklamasini gormemis olanlar icin ve kayitlara gecsin diye kopyaliyorum:

“Günlük köşe yazılarımı yazma ve gazeteye gönderme talebim kabul edilmedi. Aynı şekilde, gazetede duyurusu yapılan ‘Gerilimli Yıllar’ yazı dizisini de, gazeteye gönderip yayımlanmasına da izin verilmedi. Bu durumda, hakkımda çıkan yazılara gazetedeki köşemden cevap vereceğimi düşünerek yazdığım yazıları ne yazık ki, okurlara ve kamuoyuna iletemiyorum. Avukatımın geçen hafta bana iletilmek üzere cezaevi idaresine verdiği ve basında bana ait günlükler olduğu iddiasıyla yayımlanan notlar, cezaevi idaresi tarafından ancak bugün (dün) tarafıma verildi. İlk bakışta bu notlarla ilgili söyleyebileceğim şudur. Medyada tartışılan şekilde benim bir günlüğüm yoktur. Yayımlanan notlara ilişkin ilk değerlendirmem şudur:

Benim farklı zamanlarda, farklı yerlerde yaptığım görüşmelere dayalı olarak tuttuğum birbirinden farklı notların, montaj yapılarak bir araya getirilip birileri tarafından işlendiğini, yorumlar eklendiğini ve kamuoyuna sunulmak üzere farklı ve özel bir metin oluşturulduğunu gördüm. Öyle yorumlar ve işlemeler yapılmış ki, bazı notlarımı ben de tanıyamadım. Sızdırılan ve yayımlanan notlarda, benim zamanında tutmuş olduğum notlarda yer almayan, o notlarla örtüşmeyen kısımların yanı sıra, olması gereken birçok yerin ise, olayın ve sözlerin anlamını değiştirecek şekilde, aradan çıkarıldığını, böylece özel olarak istenilen kıvama getirilip servis edildiğini anladım.

Eğer gazeteye yayımlanmak üzere hazırladığım dizi yazıyı, bana yönelik sansürü aşabilip yayınlatma olanağı bulursam, gerçekleri herkes öğrenecek. Şunun bilinmesini isterim ki, notlara temel olan bütün görüşmeler, sadece gazetecilik güdüsü, kaygısı ve amacıyla yapılmıştır. Bu görüşmelerden, bana ait olmayan ve benim notlarımın tahrif edilerek oluşturulmuş özel bir metni esas alarak, farklı anlamlar ve yorumlar üretenleri kendi mesleki ve ahlaki duruşları ile baş başa bırakıyorum.

Tekrar ediyorum. Ben gazeteciyim ve gazetecilik mesleği dışında hiçbir işe ve olaya bulaşmadım, bundan sonra da yalnızca gazetecilik yapmaya çalışacağım. Umarım, hükümlü olmayıp tutuklu olduğum dikkate alınacak ve hiç olmazsa, özgürlüğümden yoksunluğumun yanına bir de ifade özgürlüğümün elimden alınmasına, birileri 'bu kadar da olmaz' diyerek tepki göstereceklerdir. Bana, bu zor günlerde destek verenlere teşekkür ediyorum. Onların yüzünü kızartacak hiçbir faaliyetin içinde olmadığımı bilmelerini isterim. Benim görüşlerim ve bu konudaki söyleyeceklerim dinlenmeden, cezaevinde bana bu olanağın da tanınmadığı dikkate almadan, hakkımda devam eden haksız ve ağır karalama kampanyasını içinde bulunduğum koşullar nedeniyle üzüntüyle izliyorum. Tek tesellim, bugünlerin de geçeceği ve yakında tüm ithamlara cevap verme olanağına kavuşacağımdır.”

Sunday, 22 March 2009

Tavsanoglu ve Kilicdaroglu









Leyla Tavsanoglu'nun Cumhuriyet'te bu haftaki Pazar Konugu Kemal Kilicdaroglu ile sohbetini ilgi ile okudum. Iste, yorum eklemeden, Kilicdaroglu'nun begendigim bazi laflarini kopyaliyorum:

"İstanbul’da korkunç bir rant çetesi var. İstanbul’un taşı toprağı altın, derler. Buna ben inanmıyorum. İstanbul’un taşı toprağı ve çöpü altından daha değerli. İstanbul’da bu kadar çok rant varsa bu rantın gözleri kamaştıracağı açık. AKP bu rantın üzerine çöreklenmiş durumda. 15 yıldır bu rantı yiyor. İmar planları bunun için değişiyor. Yollar bunun için değiştiriliyor. Sütlüce Mezarlığı bunun için yok edilip üzerine AKP il binası yapılıyor."

"[AKP] kentin varoşlarını kendi oy deposu olarak görmek istiyor. Onların hep yoksul kalmalarını amaçlıyor."

"Normalde olması gereken şu: Bu bir yerel seçimdir. Bu seçimin adayları bir araya gelirler. Televizyonlarda tartışırlar. Projelerini, düşüncelerini anlatırlar. Kentliden oy isterler. Ama Sayın Kadir Topbaş’ın böyle bir şey yapmaya hiç niyeti yok. Çünkü Sayın Kadir Topbaş İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı değil.. belediye başkanlığını fiilen yapan, yürüten kişi Ankara’daki Başbakan."

"Sivil bir diktatoryaya doğru süratli bir şekilde gidiyoruz. Eleştiriye tahammül edemeyen, yeri geldiği zaman yasaklar uygulayan, yeri geldiğinde devletin gücünü kullanarak baskı unsuru olmaya devam eden bir hükümetle karşı karşıyayız. Örneğin bugün herhangi bir işadamı çıkıp hiçbir eleştiriyi dile getirmeye cesaret edemiyor. Çünkü bunu yaparsa ertesi gün kapısının önünde vergi denetim elemanını buluyor."

"Türkiye AKP devleti oldu. Valiler kendilerini AKP’nin valisi olarak görmeye başladılar. Bu anlayış bizi süratle tek partiye götürüyor."

"Sultanbeyli’de sandığa gitme oranı yüzde 90. Kadıköy’de, Suadiye’de yüzde 55 - 60’ta. Ancak sandığa giden insanın kent yönetiminden şikâyet etme hakkı vardır. Gitmeyenin şikâyet hakkı yoktur."

"Yolsuzluktan, kötü yönetimden, yoksulluğu kendi oy deposu olarak gören zihniyetten bıkmadılarsa gitsinler oylarını versinler ve bu süreç devam etsin."

"İstanbul’da “Yiyor ama iş de yapıyor” anlayışını yıkmak zorundayız. Bu kültür İstanbul’da yıkılacak."

"[Adalet Bakanı Şahin'in, AKP’li olmayan belediyenin Ankara’da işlerinin görülmediğini söylemesi] halka açıkça şantajdır. Bunu söyleyen bir Adalet Bakanı’nın o koltukta oturmaması lazımdır. Çünkü artık o adaletten uzaklaşmış demektir. O bakan devletin bütçesini kendi özel bütçesi olarak algılıyor. Bu anlayış Türkiye’nin demokratikleşme sürecinin önündeki en ciddi engellerden birisidir. O engeli de Adalet Bakanı koyuyor. Bunu yıkacağız. O Adalet Bakanı hiç meraklanmasın. İstanbul’un parası var. İstanbul’un bütçesi 10 milyar dolar. İstanbul’un sadece dürüst ve yürekli belediye başkanı yok."

"Onların 15 yılda yapamadıklarını biz beş yılda yapacağız. İstanbullu da bunu görecek. O zaman da İstanbul’da dünya, anlayış, yapı değişecek. Arkasından da Türkiye değişecek. Artık dürüst yönetimin ne olduğunu, dürüst insanların nasıl çalıştıklarını ve ürettiklerini, sorunları toplumla nasıl paylaştıklarını görecekler. Tüm yerel aktörlerle, üniversitelerle, sivil toplum kuruluşlarıyla, odalarla işbirliği yapacağız. Ortak sorunlara ortak çözümler üreteceğiz. Sultanlığa ve imparatorluğa son vereceğiz."

29 Mart referandumu

29 Mart secimleri yerel secimlerden cikmis ve bir referandum halini almis durumda.

2007 Temmuzunda secmenlerin %47'sinin oy verdigi AKP hukumetinin 2002'den beri suregelen icraatlarinin referandumu.

AKP'nin laiklik karsiti soylem ve eylemlerin Anayasa Mahkemesince tescillendigi bu donemin referandumu.

Yolsuzlugun, adaletsizligin, korku imparatorlugunun, terorun, bilime karsi dinin, akila karsi inancin, ve ekonomik kriz ile birlikte issizligin tavan yaptigi bu donemin referandumu.

Laikligin referandumu.

Tabii ki kaldirim ya da toplu tasimacilik ya da sehir ve mahalli projeler onemlidir ve secmenlerin oylarini etkileyecektir. Ama 29 Martta secmenler herseyden once AKP Turkiye'sini sinayacaklar ve oylarini ona gore kullanacaklar.

Ben AKP'nin 2002'de %30'dan 2007'de %47'ye cikarken ekonominin iyi gidiyor olmasinin, enflasyonun dusmesinin, ve global likiditeyle beraber kuvvetlenmis dis yatirimlarin cok onemli bir rol oynadigini dusunuyorum.

Kriz yonetimini yuzune gozune bulastirmis oldugu icin de AKP'nin 29 Mart 2009 yerel secimlerinde bir tokat yiyecegini dusunuyor ve umuyorum.

Son haftaya girdik.

Nefesler tutuldu.

Son gunlerde oy kararlari verilmekteyken televizyonda karsilikli tartismalar gormek isterdik ama ne Kilicdaroglu'nun cagrisini Topbas, ne de Baykal'in cagrisini Erdogan kabul ettiler.

Bu durumda kimin kimi destekledigi cok iyi bilinen basina dayanacagiz.

Kampanyalara ve meydanlarda konusmalara dayanacagiz.

Ama en onemlisi, aklimiza ve kalbimize dayanacagiz.

Wednesday, 18 March 2009

Bravo ODTU

Cok basarili bir protesto olmus.

Haydi Turkiye'nin dort bir yanindaki universiteli gencler: din ve inanclari bilim ve arastirmaya tercih eden AKP Turkiye'sine ve secimle degil de atamayla gelen rektorlere itiraz edin, yukseltin sesinizi, tum Turkiye inlesin!