Monday, 3 August 2009
Tatil
Ama tatil boyunca gazete ve haberleri ilgiyle takip etmemek ve tamamen kafa dinlemek mumkun degil ki. Ustelik tatilde bos vaktim de oldugu icin dusunmeye vakit buldum ve epey moralim bozuk geri geldim.
Kurt acilimi hakkinda, ordunun yipratilmasi hakkinda, malum dava hakkinda, katsayilar hakkinda, Obama hakkinda, ekonomi hakkinda, Sabanci cinayeti hakkinda, AKP hakkinda, DP-ANAP hakkinda, ve daha nice onemli konu hakkinda dusunerek yazacak cok yazimiz var onumuzde.
Simdi bir nefes alip onumuzdeki gunlerde tekrar yazmaya baslayalim.
Hosbulduk.
Friday, 3 July 2009
Arthur’un arkadasinin bozdugu oruc

Bugun internet sitelerinde haberi gecen, TRT Cocuk kanalinda gecen aksam yayimlanan Arthur adli cizgi filmdeki oruc hikayesini okurken hem guldum hem dusundum.
Gormemis olanlar icin ozetleyeyim: Arthur adli esas oglan karakteri cocugun arkadasi ‘Oruc tutmak, yemek yemek kadar kolay’ diyerek heyecanla oruc tutmaya basliyor. Bir sure sonra cok acikiyor, vakit gecirmek icin once TV seyrediyor, orda yemek programlari gorunce kitap okumaya karar veriyor, orda yemeklerle ilgili konular okuyunca, bir arkadasina email atiyor, arkadasina gidiyor, arkadasinin evinde pizza goruyor, ve dayanamayip oruclu oruclu bir dilim yiyor.
O anda gokyuzunde kanatli bir melek beliriyor ve ‘Oruclu iken nasil yemek yedin? Artik kucuk prensesim degilsin. Sana yuz karasi diyecegim’ diyerek cocugu azarliyor. Cocugun arkadaslari kendisiyle dalga geciyorlar, teselli icin gittigi babaannesi de orucun amacinin gunahlardan arinmak oldugunu anlatiyor.
Neresinden baslamali??
Oncelikle bu cizgi filmi kim yapti, onu cok merak ediyorum. Cocuklar arasinda email atildigina, evde bir dilim pizza yendigine gore bati dunyasinda geciyor olmali.
Sonra bu cizgi filmi TRT’nin neden satin aldigini merak ediyorum. Daha dogrusu merak etmiyorum cunku laiklik karsiti soylem ve eylemlerin odagi olan AKP’nin kontrol ettigi bir kurum olan TRT’nin laiklik karsiti soylem ve eylemlerle dolu bir cizgi film satin almasina hic sasirmamaliyiz.
Son olarak, keske babaanneleri karistirmasalardi. Bizim neslin babaanneleri kimselere benzemez. Evet, baslari ortuludur ama alttan basit baglanmis bir bezle ortuludur ve beyaz saclarinin gorunmesinden kimse rahatsiz olmaz. Evet, duzenli namaz kilarlar ama buyukbabayla hep beraber raki sofrasinda oturmaktan da rahatsiz olmazlar. Evet, ziyarete gelen torunlarina sarilip dua ederler ama torunlarinin anlamini bile bilmedigi Arapca dualari ezberlemesine asla israr etmezler.
Tabii bu Arthur’la ilgili bir baska senaryo da var: belki cizgi filmin asil konusu bambaska bir hikaye anlatiyor, ve TRT’de bu cizgi filmi dublajlayan ekip hikayeyi bastan asagiya degistirmis ve oruc bozmanin kotuluklerini anlatmaya karar vermis olabilir. Hatta simdi yazarken bunun en olasi senaryo oldugunu tahmin ediyorum.
Turkan Saylan nasil genc Turk kizlarin okumasinin onemini kavramis idiyse, TRT yetkilileri de genc cocuklarin beyinlerinin yikanmasinin gelisimleri uzerinde olacak etkilerinin farkindalar. O yuzden bu haber gulunc oldugu kadar korkutucu da. Daha bir kac sene once Milli Egitim Bakanligi’nin Pinokyo kitabinin yeni basiminda ‘Allaha sukurler olsun ki gercek bir cocuk olmayi bana nasip etti’ tipli diyaloglarin varligi haberlerde epey yer etmisti. Simdi de Arthur’un arkadasinin bozdugu oruc.
S Cocuk ve benzeri kanallarda durum nasil, merak ediyorum.
Anneler-babalar, lutfen cocuklarinizin siz evde yokken hangi kanallari izledigine dikkat edin ve kendileriyle duzenli konusmayi ihmal etmeyin, diye son bir yorum ekleyerek bitiriyorum.
Thursday, 2 July 2009
Gungor Hoca yine dokturmus

Gungor Uras bugunku Milliyet'te yine dokturmus. Yorum eklemeden iki paragrafini kopyaliyorum.
"...Devlet, krizin ‘teğet geçmediğini’, delip geçtiğini açıkladı.Başbakan hâlâ sorunun önemini anlamaz görünüyor.TÜİK, Basbakanlik’a bağlı bir kamu kurumudur. Başbakanlık’a bağlı bu kamu kurumu, önceki gün Türk ekonomisinin krizden ne boyutta olumsuz etkilendiğini sergileyen rakamları yayımlandı. 2009’un ilk 3 ayında Türkiye ekonomisi yüzde 13.8 küçülmüş. Krizin çıktığı Amerika’nın küçülme oranı yüzde 2.5, Fransa’nın yüzde 3.2, Ispanya’nın yüzde 3.0. Yunanistan yüzde 0.3 de olsa büyümüş. Kriz en fazla Türkiye’yi ezmiş.Geliniz görünüz ki Başbakan, ‘Kriz teğet geçti’ iddiasını sürdürüyor.Başbakan kendisine bağlı TÜİK’in rakamlarına bakmıyor, inanmıyor diyelim... İyi de ülkede işsiz kalanları, kapanan işyerlerini, ağlaşanları da mı görmüyor?..Belki de ‘Ergenekon’la uğraşmaktan TÜİK tarafından derlenen bilgilere bakmaya zamanı olamıyor. Belki gezdiği, dolaştığı şehirlerde partililerle vakit geçirmekten, koruma çemberinin halk ile temasını önlemesinden, olan biteni izleme şansı olamıyor...
Bir ülke halkı işsiz ise, karnını doyurmakta zorlanıyor ise, o ülke ileriye değil de geriye gidiyor ise bundan önemli konu olabilir mi? İşsiz ve aç olan ülkede, kamu düzeni, asayiş, can ve mal emniyeti, demokrasi, insan hakları, hukuk gibi değerlerden söz edilebilir mi?Üretimi, yatırımı gerileyen, insanları iş bulamayan, aş bulamayan bir ülkede kamuyu yönetenlerin, kamu kurumlarının önceliği ne olur? İş olur. Aş olur.Geliniz görünüz ki ‘Burası Türkiye A’bicim!’ Önceki gün ekonomideki ‘Tarihi çöküntü’ rakamlarını devlet açıkladı. Açıkladı ama bu açıklamanın yapıldığı günü takip eden günün gündeminde ‘işsizlik - fakirlik’ yoktu.Kamu sorumluları ‘Cambaza bak - cambaza bak’ diyerek gündemin başına, (1) Milli Güvenlik Kurulu’nun 7.5 saatlik toplantısı ile (2) Albay Dursun Çiçek’in tutuklanmasını oturtmuştu.Kriz başladığından beri ‘Cambaza bak, cambaza bak!’ diyerek her gün yeni bir ‘Ergenekon’ hikâyesi ile kamuoyunu ‘uyutmada başarılı olan’ hükümetin yüzde 13.8’lik küçülmeyi umursamadığı, umursamayacağı anlaşılıyor.Hükümetin önceliklerinin ekonomi olmadığı açıklıkla görülüyor. İyi de ‘iktidar olmak’ için hükümetlerin ‘icraat’ yapmaları gerekir. İcraat ise parasız olmaz. İşsizliğin, fakirliğin tırmandığı bir ülkede iktidar olmak kime ne mutluluk, şan ve şeref verebilir ki?..."
Ellerine saglik Gungor Hoca.
Madimak

Milliyet’teki cok etkileyici Serdar Dogan mulakatini eminim baska okurlar gibi ben de tuylerim diken diken okudum:
http://www.milliyet.com.tr/Guncel/HaberDetay.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1111864&b=Madimakta%202%20gun
Cumhuriyet tarihimizin bu en karanlik olaylarindan birinin uzerinden gecen 16 yilda cumhuriyetimizde aydinlarin susturulma cabalari ve buna cesitli yuksek mercilerden verilen destekler konusunda cok az yol katedebildigimizi uzulerek goruyoruz.
Ben 16 yildir Madimak’i, Sivas’i hep yukaridaki fotografla hatirliyorum.
Cocuklarimizin ise ileride Pir Sultan Abdal’i Anma Senliklerinin sehri olarak hatirlayabileceklerini umuyorum.
Tuesday, 30 June 2009
-%13.8
Resesyonun agir gececegini herkes goruyordu, yaziyordu. Issizlik ve uretim sayilari ortadaydi. Biz de daha birinci ceyregin ortalarinda bu konuyu yorumlamistik: http://dusunerek.blogspot.com/2009/03/resesyon-beklenenden-cok-agir-olacak.html.
Iste bugun aciklanan o birinci ceyrek sayilarina gore gerileme hizimiz -%13.8. Milliyet'teki bir yorumu kaynak olarak alirsak Ikinci Dunya Savasi devrinde 1945'te gorulen -%15.3'luk gerilemeden beri gordugumuz en kotu gerileme sayisi.
Ikinci ceyrekte yine tum dunya ile birlikte Turkiye'de de pozitiflesen uretim, harcama, ve hissiyat goruluyor. Bu yuzden muazzam dusuk cikan bu sayi ile cok da moral bozmamak ve isimize bakmak zorundayiz. Netekim ikinci ceyrekte gerilemenin olasi bir cift haneden tek haneye inmesi bile krizin en kotu doneminin arkamizda kaldigi hissiyatini uyandiracaktir.
Sunday, 14 June 2009
Facebook ve genclere ragmen yine Ahmedinejad

Cok buyuk olcekte ve cok basarili Obama ornegi sonrasi ulkemizde ufak da olsa Kilicdaroglu ile de gordugumuz gencleri ve internet sitelerini kullanip basarili olmaya calisan politikacilar orneklerine Iran'da Mir Hossein Mousavi de eklendi.
Bolgeden rapor eden butun gazeteciler son bir-iki hafta boyunca Iran'in modern yuzunu temsil eden Mousavi yanlilari ile muhafazakar yuzunu temsil eden Ahmedinejad yanlilarinin Tahran sokaklarina gosterileriyle nasil dokulduklerini anlattilar.
Bir tarafta yesil, modern-ce giyinmis ve pop muzik esliginde danseden Mousavi yanlisi Iranli genc kizlar...
Ote tarafta klasik Ahmedinejad tutkunu dini gosteriler esliginde cilgina donmus Iranlilar.
Resmi secim sonuclarina gore Ahmedinejad ciddi bir fark atmis durumda. Ama sonuclarin her tarafi saibe kokuyor ve binlerce insanin sokaklarda coplarla susturulduklari protestolara bakilirsa, bu secimler internet/facebook ortamlarinda organize olmayi basarmis gencler icin ciddi bir ofke konusu olmaya devam edecek.
Bu secim sonuclarinin tartismalari her ne olursa olsun, Iran'da muhafazakarlara karsi uzun suredir gorulmemis bir ayaklanma ve hareketlenme yasandi.
Secimlere yuzde 85'lik rekor katilim da cabasi.
Onumuzdeki yillarda bu hareketlenmelerin etkisi daha da kritik olacaktir.
Saturday, 13 June 2009
100 gun

Arastirmaci gazeteci, degerli yazar, buyuk Ataturkcu, iki cocuk babasi Mustafa Balbay tam 100 gundur tutuklu.
Tam 100 gundur Silivri'de Ergenekon adi verilen bir dava sacmaligi bahanesiyle yazilarini yazamiyor, arastirmalarini yapamiyor, televizyon programina katilamiyor, cocuklariyla gorusemiyor.
AKP'nin A'sinin 21. yuzyil Turkiye'sinde yerlerde surundugunun resmidir.
Balbay cikacak, yine yazacak, ama bu 100 gunun, baska 100 gunlerin hesabini kimler verecek?
Monday, 1 June 2009
Radikalizm ve Asiricilik Arastirmasi

Bahcesehir Universitesi ogretim uyesi Prof Dr Yilmaz Esmer’in 34 ilde 1,715 kisi ile yuz yuze goruserek gerceklestirdigi arastirmanin sonuclarini basinda hepimiz takip ettik. Elbette ki bu gibi arastirmalari dikkatli analiz etmenin ve okumanin onemini vurgulamanin yanisira arastirmanin yapilis sekli, sorularin sorulus bicimi, ve katilanlarin profilleri gibi unsurlari da aklimizdan cikartmamali, bu sayilarin direk olarak ulkenin geneline vurulabilecegi sonucuna ulasmamaliyiz.
Ornegin, yukaridaki tabloya bir goz atalim (http://www.milliyet.com/ ‘dan alinmistir). Laiklik ve demokrasinin %16 ve %13 oldugu yerde din %62 ile en onde. Endiselenmeden once sorunun nasil soruldugunu dusunmeliyiz. ‘Hangisi birinci sirada gelir?’ sorusuna laiklik ve demokrasi diye iki ayri secenek sunulmasi biraz anlamsiz. Ayrica din-laiklik-demokrasi-para konularinin bir sahis icin karsilastirilmasi da vatandasin kafasini karistirabilir. Sorunun ‘Sizce Turkiye din kanunlariyla mi yonetilmelidir yoksa laik ve demokratik bir cumhuriyetle mi?’ seklinde sorulmasi daha carpici bir sonuc verebilirdi.
Herneyse, sorulari kurcalamak bu kadar yeter. Asagiya 10 tane ilgimi ceken istatistik sectim, direk kopyaliyorum:
1. Çocuklar için Kuran kursları açılmasını isteyenlerin oranı yüzde 75
2. Dünyayı anlayabilmek için yüzde 56 din kitaplarının, yüzde 44 ise bilimin önemli olduğunu düşünüyor
3. Yaratılışa inanlar yüzde 93, evrime inanlar yüzde 7’lik dilimi oluşturuyor
4. Yüzde 72 içki içen, yüzde 67 nikâhsız yaşayan, yüzde 35 kızı şortla dolaşan, yüzde 48 aşırı sağ ya da sol görüşte, yüzde 42 sevmediği partinin üyesi, yüzde 75 Tanrı’ya inanmayan, yüzde 32 oruç tutmayan, yüzde 65 hiçbir dine inanmayan, yüzde 27 farklı anadilde konuşan, yüzde 43 Amerikalı, yüzde 14 türbanlı, yüzde 33 çarşaflı, yüzde 63 köktendinci, yüzde 26 başka bir ırk veya renkten, yüzde 52 Hristiyan, yüzde 64 ise Yahudi birini komşusu olarak istemiyor
5. Toplumun en istemeyen kesimi eşcinseller
6. Kadınların plajda mayo ile dolaşmasının günah olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 58’i buluyor
7. Yüzde 61’e göre, “kadın her zaman kocasına itaat etmeli, sözünden çıkmamalı”
8. Kadınların bir işte çalışmak için kocasından izin almasının doğruluğuna inananların oranı yüzde 84; kadın yalnız bir yere gidecekse kocasından izin alması gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 85
9. Yüzde 62’lik dilim Müslüman kadınların evin dışında başını örtmesi gerektiğini savunuyor
10. Üniversite mezunları en hoşgörülü grubu oluştururken, eğitim seviyesi düştükçe hoşgörü oranı azalıyor
Sayilara ister inanalim ister inanmayalim, arastirmanin dogrulugunu ister sorgulayalim ister sorgulamayalim, sizi birakmak istedigim dusunceler sunlar:
Oncelikle, kadinlarin, kiz cocuklarimizin egitilmesi ulkemizin gelecegi icin cok ama cok onemli. Tekrar vizyonu ve cabalari icin Turkan Saylan’i saygiyla aniyoruz.
Ayrica, tolerans konusunda yiyecek bir kac firin ekmegimiz var. Tolerans konusunda daha once cok yazdik ve yazmaya devam edecegiz. Cocuklarimiza daha bebekken asilayabilecegimiz en onemli hissiyatlardan biri bu.
Son olarak, 21. yuzyilda bile yaratilis ve din kitaplariyla dunyayi aciklamaya calisan cok Turkiye Cumhuriyeti vatandasimiz var. Bilimi ve arastirmayi koreltecek, Takiyuddin’in laboratuvarini yiktirtan, ve Darwin’i butun dunya kutlarken dergi kapaklarindan kaldirtan anlayislara karsi her zaman sesimizi yukseltmeliyiz.
Wednesday, 27 May 2009
Turkiye Partisi'nin dusundurdukleri

Ve Abdullatif Sener sonunda yeni partisi Turkiye Partisi’ni kurdu. Inanci, gorusu ne olursa olsun bir demokrasinin en onemli ihtiyaclarindan biri olan yeni parti kuruluslarini not etmeliyiz. Ustelik de Yozgat Milletvekili Mehmet Yasar Ozturk’un TP’ye katilmasiyla birlikte TBMM’de de temsil edilen bir parti oldu. Kurulusunda yaptigi basin toplantisinda, logosundaki dogusuyla batisi el sikisan Turkiye resmi yanisira eski Basbakan Yardimcisi Sener’in su laflari dikkatimi cekiyor (kaynak: Hurriyet):
“Yeni bir siyaset inşa edeceğiz, gençlerin önünü açacağız, genç bir nüfusa sahip, genç bir parti olarak kurulmuştur... Siyasetin kenarında, köşesinde bırakılan gençlerimizi siyasete davet ediyorum.” (Not: her partinin agza sakiz bir iddia olmasinin yanisira, google’da her turlu arama yapmama ragmen Turkiye Partisi’nin website’sini bulamadim. Genc bir parti? Kendileri Obama’nin veya Kilicdaroglu’nun facebook’ta gencler icin genclerle birlikte yaptiklarindan bihaber sanirim.)
“Kadınlarımızın siyasete katılımını arttıracağız...Kadınlarımızı siyasete davet ediyoruz...Edirne’den Hakkari’ye kadar tüm kadınları siyasi karar süreçlerine ortak olmaya davet ediyorum.” (Not: kuruculari arasinda ve basin toplantisi sonrasi resimlerde cesitli kadinlar var gibi gorunuyor. Sozde kolay ama uygulamada genelde zorlanilan bir konu bu. Umarim basarili olurlar elbette ki.)
“Kamuoyuna arada bir paketler açıklıyorlar. Açıklanan paketlerde ne ekonomiyi bugün için ayağa kaldıracak ne de gelecek için hiçbir güçlü tedbir yok. Sadece kamuoyunu aldatma var. Sadece stoklara ve ithalata dayanan bir önlem paketi açıklıyorlar. Titanik gemisi batarken üst katta mobilyaların yerini değiştirmek demektir bu.” (Not: icerigindense, son cumlesi dikkatimi cekti. Bati dunyasinda sik kullanilan bir terim; ben bir turk politikacisindan ilk defa duyuyorum.)
"Geleneksel siyaset tarzını bir kenara bırakıyoruz, yepyeni bir siyaset tarzını hep birlikte ortaya çıkaracağız...Mevcut partilere bir bakın. Yaptıkları siyaset tarzına bir bakın. Her birinin bu ülkenin insanlarını farklı bir köşeye çekmeye çalıştıklarını görürsünüz...Bu yapının değişmesi için yeni bir siyaset tarzına ihtiyaç var dedik ve Türkiye Partisi’ni bu amaçla kurduk...Biz ayrıştıran, kutuplara çeken bir siyasi parti değiliz. Biz demokratik bir merkez partisiyiz, Türkiye partisiyiz...Siyaset, yargı, üniversiteler, aydınlar, en temel milli meselemizde bile karşılıklı güven sorunu yaşarken bu ülkenin sorunları nasıl çözülecek...Eski siyaset tarzında kavga ve kutuplaşma vardır...Eski siyaset tarzı halksız demokrasi derken biz Türkiye Partisi halksız demokrasiye hayır diyerek ortaya çıkıyoruz...Biz kavgaya, kin ve nefrete taraf değiliz çünkü merkezdeyiz...Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz...Tüm farklılıklarımızla tek bir vücut olarak biz olacağız.” (Not: ‘merkez’ noktasi yeterince vurgulanmis. Tabii ki secmenin bu sozlerin coguna karni tok ama yine de partinin kurulus gunu bunlari duymak, en azindan su andaki siyasetin bazi problemlerini vurgulamasi acisindan, faydali olsa gerek.)
“Allah hayırlı ve doğru faydalı işler yapmamızı bizden hep iyilikler sadr olmasını nasip etsin inşallah” (Not: sonucta merkez vurgusu bir yana, AKP’den ayrildiklarini ve direk olarak AKP’den ve muhafazakar kesimlerden oy calmaya niyetleri oldugunu unutmayalim.)
Yerel secimlerdeki sonuclarla birlikte AKP’nin catirdamakta oldugunu artik tum Turkiye goruyor. Ve yeni partilerle, hareketlenmelerle herkes sag oylardan kendine bir pay cikartmaya calisiyor. Demokrat Parti’nin (http://www.dp.org.tr/) yeni baskan olarak agir top Husamettin Cindoruk’u atamasi da, Cindoruk’un gecen hafta merkez/sag birlikteligi namina Anavatan ile birlesme niyetlerini aciklamasi da tesaduf degil. Ne demisti Cindoruk, animsayalim: “Sevgili Anavatanlı kardeşlerimizle geçmişte siyasi karşıtlığımız olsa bile, temelde fikir birliğimizin olduğunu bilerek, çok özen gösteriyorum. Bu birlikteliğin ortaya çıkmasını istiyorum. Geçmişte bu olabilirdi, olmak üzereydi, engeller çıktı, olmadı. Bu sefer engel tanımayacağız. Bu birleşmeyi, tarihi Demokrat Parti etrafında toplayacağız. Çünkü Anavatan Partisi, Demokrat Parti'dir. Bir darbe nedeniyle ayrı düşmüşlerdir. Şimdi hepimiz yeniden küllerimizden doğacağız, beraber olacağız.”
Ne tesaduftur ki bugun de 27 Mayis. Menderes’in Demokrat Partisi’nin on yillik iktidarini bitiren 1960 darbesinin yildonumu.
Aydinlarin hapse atildigi, laiklik karsiti soylem ve eylemlerin doruga ciktigi, azinlik etnik gruplarin baski altinda yasadigi yillar.
AKP Turkiye’sinden bahsetmiyorum, DP Turkiye’sinden bahsediyorum. Ama karistirdiysaniz haklisiniz.
Ileride geriye donup bakinca, 2009-2011 donemi Turk siyasi tarihinin cok hareketli yillari olacak gibi gorunuyor.
Thursday, 21 May 2009
Fosil Ida

Saatlerimizi dakikalarla, gunlerimizi saatlerle, haftalarimizi gunlerle, aylarimizi haftalarla, senelerimizi aylarla, ve butun omrumuzu senelerle kavramaya alisik insanoglu icin milyon ya da milyar senenin anlamini kavramak elbette ki cok zor.
Ama bize Buyuk Iskender ya da Hititler ya da Cilali Tas Devri ne kadar uzak gelirse gelsin, dunyamizda yasamin yaklasik dort milyar yillik gecmisiyle karsilastirinca insanoglunun butun gecmisi elbette ki dakikalarla anlatilabilir. Sir David Attenborough’nun basyapiti Life on Earth adli belgeselindeki butun dunya tarihini bir gune boldugu acilis sahnesini animsayanlar cikacaktir.
Bu yuzden iki gun once dunya basinina tanitilmis olan ve Almanya'da bulunan ‘Ida’ adli fosilin onemini oturup biraz dikkatli dusunmekte fayda var. Ida 47 milyon yillik, en eski ve en iyi korunmus disi bir primat fosili. 55-50 milyon yil once primatlar, lemurler ve bildigimiz maymunlar olarak ikiye ayrilmaktayken, biraz lemur biraz maymun ozellikleri tasiyan cok onemli bir kanit. Basparmagi, ayak bilegi, sut disleri, tuyleri, tirnaklari, ve midesindeki son yemeginin bile kalintilariyla insanoglunun evriminde bir cok bilim adaminin fosilini aradigi ‘kayip halka.’ Evrime hala ‘teori’ diyenlere, Darwin’in gozlemledikleri ve yazdiklarina inanmayanlara, bu ‘teoriyi’ ispatlama yolunda cok agir bir cevap.
Internetteki cesitli videolarda bilim adamlarinin, Attenborough’nun yuzlerindeki heyecani gormelisiniz.
Bildiginiz gibi, gunumuz dunyasinda bilim yerine dini inanclarin politik ruzgarlarla birlikte tekrar yukseldigi bir devir icindeyiz. Yine bildiginiz gibi, kimi dini kitaplara gore dunyanin tarihi 7,000 senelik, Allah dunyayi 7 gunde yaratti, ve insanoglu evrim ile degil de yaratilis ile dunyaya geldi. Ve yine bildiginiz gibi, bu inanclar Amerika’dan Turkiye’ye bir cok okul kitabinda cocuklarimiza okutuluyor.
Umarim ki Ida bu seneden itibaren basilan butun fen dersi kitaplarinda yerini bulacak ve cocuklarimiza inanclara dayali din ile beraber ispatlara dayali bilim de ogretilecek, cocuklarimiz da beyinlerini kullanarak kendi dogrularini sececekler.