Tuesday, 8 June 2010

tbmm.gov.tr






Turkiye Buyuk Millet Meclisi’nin gayet guzel bir sitesi oldugunu biliyor muydunuz?

Gunluk tutanaklari, milletimizi meclisimizde temsil eden vekillerimizin her oturumda neler konustuklarini okuyabildiginizi?

Gundemdeki onerge ve teklifleri takip edebileceginizi?

Milletvekillerimizin fotograf ve email adresleri dahil ozgecmislerini gorebildiginizi, her vekilin imzasi bulunan kanun tekliflerini okuyabildiginizi, meclisteki partiler arasi koltuk dagilimina aninda bakabildiginizi?

Hatta bu sabah CHP’ye bagimsizlardan transfer olan iki milletvekiliyle birlikte CHP’nin kontuk sayisinin 101’e ciktiginin hemen bugun sitede gosterildigini?

Degisen kanunlari madde madde takip edebileceginizi?

TBMM’nin 2008 Faaliyet Raporu’nu okuyabileceginizi?

Ben bilmiyordum ve bu bilgilere internet ulasabildigimi gorunce cok memnun oldum. Ankara’nin sitesine bak, gozlerimin yasina bak.

Sagda-solda gittikce daha da duymaya basladigimiz ‘e-devlet’ konseptinin Turkiye’de de yerlesmeye baslamasi gencliginde herhangi bir notere gitmis Turk vatandasi icin epey heyecan verici bir gelisme olsa gerek.

Hele bir de sitenin interaktif kisimlarini daha da gelistirirlerse.

Ulkesinin nasil yonetildigiyle ve vekilleri tarafindan nasil temsil edildigiyle ilgilenen vatandaslarin duzenli olarak siteye girmelerini oneririm.

http://www.tbmm.gov.tr/

Saturday, 5 June 2010

Kilicdaroglu vs Erdogan
















Kemal Kilicdaroglu'yla ilgili ilk yazimizi 30 Eylul 2008'de yazmisiz:

http://dusunerek.blogspot.com/2008/09/kemal-kilicdaroglu.html

Ne demisiz?

"...Temmuz 2007 secimlerinde ‘Baykal’a ragmen’ CHP’ye oy vermis olan 7.3 milyon icin de, ‘Baykal yuzunden’ AKP’ye oy vermis kimbilir belki milyonlar icin de Baykal disinda bir CHP’linin on plana cikmasi o kadar mutluluk verici ki...Onumuzdeki hafta ve aylarda Kemal Kilicdaroglu adini daha da sik duyacagiz sanirim."

CHP'de Baykal doneminin kapanmasi pek guzel sebeplerden olmadi ama yerine hemen Kilicdaroglu'nun, hem de boyle muazzam bir ivmeyle gelmis olmasi gercekten cok heyecan verici.

Baykal yuzunden-ciler de Baykal'a ragmen-ciler de artik gecmiste kaldi. Turkiye politikasinda artik oylar ikiye ayrilacak gibi gorunuyor:

Recep Tayyip Erdogan'cilar ve Kemal Kilicdaroglu'cular.

Kilicdaroglu'nun konusmasinda mesela laikliktense issizligi on plana cikartmasi direk olarak Erdogan'la kapismaya ne kadar hazir oldugunu vurguladi.

Erdogan ise cevap olarak kendi politik stratejisini Ortadogu ve Arap ulkeleri liderligine endeksleme cabalarinda. Israil'in Mavi Marmara'ya saldirisi ve bu saldirinin olumlere sonuc acmis olmasi tabii ki bir trajedi. Ancak bu trajediyi takip eden gunler yapilan konusmalar ve uluslararasi gelismeler Erdogan'in stratejisine cok uyuyor.

AKP tarafi gorunuse bakilirsa bu Kilicdaroglu ivmesinden cok endiseli ve hafiften bir panik havasi hissettiriyor.

Once Eylulde referandum.

Sonra 2011'de genel secim.

CHP icin de AKP icin de butun kartlarini oynama, oyverenler icin de gozlerini tamamen acik tutma vakti.

Sunday, 18 April 2010

Kum Saati



























Bugunlerde Gazeteci Umran Avci'nin Bilgi Yayinevi'ndan cikan, arastirma, mulakat, ve derlemelerinden toplarlayip yazmis oldugu Kum Saati adli kitabini okuyorum.

Kitap Abdi Ipekci, Turan Dursun, Bahriye Ucok, Muammer Aksoy, Cetin Emec, Ugur Mumcu, Esref Bitlis, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kislali, ve Necip Hablemitoglu'nun suikastlari oncesi son gunlerini anlatiyor.

Kitabi oldukca yavas okuyorum. Sebebi ise Avci'nin agir stili degil, tam aksine cok akici ve surukleyici bir tonla yazmis. Sebebi her okudugum suikast sonrasi bir sure kendime gelememem.

Hepsini taniyoruz, hepsinin suikast haberlerini canli aldik, hepsinde ayaklandik, ama boyle detayli bir calismayla idealleri disinda birer insan olduklarini, ailelerini, ve ozel hayatlarini biraz daha taniyabiliyoruz.

Ya da tuyler urpertici bazi detaylar ogreniyoruz:

Bahriye Ucok'un kizi Kumru annesini biraz sonra parcalayacak bombayi postayla gelen bir pakedin icinde annesine kendi elleriyle verirken sakayla karisik "bombani getirdim anne" diyor.

Ugur Mumcu'nun oglu Ozgur babasini biraz sonra parcalayacak bombanin altina yerlestirilmis oldugundan habersiz bir sekilde babasinin arabasinin lastiklerini tekmeleyip inip inmemis olduklarini kontrol ediyor.

Bu suikastlarin cogu 90li yillarda. O devirde bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi suikastlara kurban verdik.

2000li, 2010lu yillarda ise bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi hapislerde ya da dava sonuclarini beklerken tutuklu goruyoruz.

Suikaste kurban gitmek, cocuklarini, karini-kocani yalniz birakmak.

Tutuklanmak, aylarca, yillarca hapis yatmak.

Turkiye'de aydin olmak gercekten zor is.

Thursday, 15 April 2010

Televizyonda canli tartisma

Bir ay icinde Birlesik Krallik basbakani secilmek icin secim yarisina girmis olan Gordon Brown, David Cameron, ve Nick Clegg'in televizyondaki canli tartismasini seyrederken yine surekli Turkiye'mizi dusunmekten neredeyse adaylarin dusuncelerini dikkatli dinleyemedim.

ABD'de cok populer olan bu canli tartismalarin BK'ta ilk defa bu gece gerceklesmis olduguna sasirdim.

Televizyonu coktan gectik tabii, artik ABD'den Iran'a dunyamizda 21. yuzyil secimleri facebook, twitter, vs sanal alemlerde de yarisiliyor.

Yine de adaylarin medeniyet sinirlarini asmadan televizyonda canli yayinda birbirleriyle tartismalarini seyretmek secimler oncesi oy verecek halk icin adaylari daha iyi tanima acisindan harika bir firsat. Adaylar icin de konusma ve prezentasyon yeteneklerinin yanisira sorulan soruyu cevaplandirabilme, dusuncelerini ifade edebilme, baski altinda reaksiyon gosterme, vs gibi huylarini canli yayinda sergileme firsati.

Sonucta secimlerde oy politik iddialara oldugu kadar, guven, karizma, ve sempati gibi duygulara da veriliyor. Ve ben bu canli yayinda onumdeki uc adayin hangisine hangisinden cok guvenecegimi ve hangisine sempati duydugumu cok daha iyi biliyorum.

Turk secmenleri de bunu hakkediyor. Baykal'in Erdogan'i yillardir televizyonda canli yayinda tartismaya cagirdigini biliyoruz. 2011 secimleri oncesi bunu seyretmek istiyoruz. Iyi bir moderator sart elbette: 'one minute' diye yanindakini susturmak, akabinde tartismayi terketmek de yasak olmali.

Tuesday, 23 March 2010

Yargi

Bati dunyasi ile Turkiye arasindaki farklarin arasinda, gayri safi milli hasiladan baska, en onemlilerinden birinin Bati dunyasinin saglam taslara oturtulmus yasal altyapisi oldugunu dusunuyorum.

Cunku yasal altyapinin oturdugu yerde kanunlarin iki ayri sekilde yorumlanmasi pek gerceklesemez, kanun onunde kimin hakli kimin haksiz oldugu buyuk olcude bellidir, ve hukukun ustunlugu cok tartisilamaz.

Cunku Bati dunyasinda sokaga adim attiginizda, karsidan karsiya gecerken, bankada islem yaparken, ev alirken, borclanirken, seyahat ederken, yemek yerken, kisacasi hayatin her turlu aktivitesi sirasinda kafanin arka planinda hukuki bir altyapiya yaslandigini ve hakkinin yenmesi ihtimalinin dusuk oldugunu bilmenin verdigi bir rahatlik vardir.

Oysa Turkiyemiz son donemlerde oyle bir hale geldi ki artik hukuk ve adalet gibi kelimeleri kullanirken gulmemek mumkun degil. Ulkemizde herhangi bir davaya katilmak zorunda kalmis herkesin onaylayacagi uzere hukuki olarak hakkini aramanin surunmekten pek bir farki kalmamis durumda. Hepimizin bildigi uzere, hukuk cignenerek Ergenekon adi verilen davada cok degerli beyinlerimiz daha hala yargilanmaktayken senelerini hapislerde gecirmekteler.

Ve iste bu sebeplerden dolayi AKP’nin onermis oldugu anayasa degisikliklerine muhalefetin yaptigi tepkiler yerindedir. Yurutmenin yargiyi isgal etmesi, laiklige karsi eylemlerin odagi oldugu mahkeme karariyla tescillenmis bir iktidar tarafindan yonetilen Turkiye Cumhuriyeti’nde cok derin yaralar acacaktir. Hem de bir secim yili oncesi, universite ve medyayi bitirme operasyonlarini basariyla tamamlamis bir AKP’nin yargiyi da bitirmesi ulkemiz icin cok tehlikeli bir risk teskil etmektedir.

Thursday, 4 March 2010

'Sanirim artik birseyler soylemenin zamanidir'



















Candan Ercetin'in son albumu Kirik Kalpler Dudaginda'yi dinlemeye basladim.

Albumun muzikleri de harika elbette ama daha cok icerigi ilgimi cekti acikcasi.

Yukaridaki resim albumden ve Ercetin'in resmi sitesinden.

Yillardir yasiyor, goruyor, hissediyor, dusunuyor, yaziyor, ama susuyor. Ve simdi artik birseyler soylemenin zamanidir diyor.

Ne mi soyluyor?

Mesela albumdeki son sarkinin adi Ninni.

Tum sozlerini album kapagindan ya da resmi sitesinden bulabilirsiniz (http://www.candanercetin.com.tr/).

'Guzel koyum ne zaman uyanirsin?'

Ellerine saglik sevgili Candan Ercetin.

Tum yasayip gorup hissedip dusunup susanlarin artik seslerini yukseltmeleri dilegimizdir.

Thursday, 11 February 2010

Gunun iki cok onemli haberi

Laiklige hayatini adamis degerli bilimadamimiz Ilhan Arsel'i, bu cok zor yetisen beynimizi, adeta surgunde yasamakta oldugu ABD'de kaybettik.

Cogumuz Arsel'i seriatla, laiklikle, ve aydin olmayla ilgili yazdigi kitap ve yazilarindan taniyoruz. Biraz once kitap ve yazilarinin cogunun yer aldigi http://www.ilhan-arsel.org/ adli bir websitesini kesfettim. Konuyla ilgilenenlere tavsiye ederim.

Turkiye'de yasasaydi cok yakin arkadasi ve surekli mektuplastigi Turan Dursun'un akibetine ugrayacak miydi? Bu yasi gorebilecek miydi? Sanmiyorum.

Iste "inanmayan dindarlar" tanimi:

'"Inanmayan dindarlar" için din ve dindarlik, "kutsal" sayilan kitaplara boyun egmek degil, fakat aklin vicdan süzgecinden geçirmis oldugu verilere uymaktir. Daha dogrusu onlar, "Tanri" sözüdür diye insanlara belletilen kitaplari ve verileri "Tanri yapisi" degil, fakat "insan yapisi" seyler olarak tasnif edip buna göre degerlendirirler ve bu kitaplarda yer alan "Tanri" tanimini geçersiz bilirler. Çünkü bu kitaplarda tanimlanan Tanri, insan kiliginda, insana özgü niteliklere sahip bir varliktir: kindardir, acimasizdir, kiskançtir, keyfîdir, insanlari diledigi gibi sekillendiren ve sonra birbirleriyle dövüstürendir, vs...Onlar için "kutsal" olan sey "akil", ve aklin olusturdugu "Yaratici zekâ"dir.'

Ve iste Turan Dursun'la ilgili yazdigi bazi satirlar:

'Oysa ki "inanan dinliler", bütün bu hususlari: "Madem ki Tanri'dan gelmedir, o halde kabul etmek gerekir" diyerek benimsemeyi "dindarlik" bilirler. Her ne kadar bunlar, her zaman için yeryüzü nufusunun çogunlugunu olusturmus olmakla beraber, insanligi uygarlik vadilerine, büyük gelismelere ve daha güzel ve mutlu yarinlara sürükleyenler, her zaman için sayilari az "inanmayan dindarlar" olmustur.

Ancak ne var ki "inanmayan dindarlar", tarih boyunca bagnaz ortamin hismina ugramislar ve bu yüzden çogu zaman kendi gerçek hüviyetlerini ortaya vuramamislardir; çogu kez yapmacik bir kiliga, daha dogrusu "inanan dindarlar" kiligina bürünmüs, kalmislardir.

Eger siz Tanri'nin keyfî ve gaddar olabilecegine inanmiyorsaniz: eger siz Tanri'nin kiskanç ve intikamci olabilecegini sanmiyorsaniz; eger siz Tanri'nin öfkeye kapilip insanlara küfürler savuracagina inanmiyorsaniz; eger siz Tanri'nin esitsizlikler yaratacagina ihtimal veremiyorsaniz; eger siz Tanri'nin her ne suretle olursa olsun olumsuzlukta bulunabilecegine yer veremiyorsaniz, bu demektir ki siz de "inanmayan dindarlar" dansinizdir.

Hemen eklemek gerekir ki akilci yetenege sahip her insan, "Kutsal" diye bilinen kitaplari akil süzgecinden geçirmek, ya da "peygamber" diye benimsenen kisilerin yasamlarini incelemek sûretiyle kendisini kolaylikla "inanmayan dindarlar" sinifi içinde bulur. Nitekim tarih içerisinde, "insan sevgisiyle" dolu kisileri "inanmayan dindarlar" haline getiren sey, "Kutsal" bilinen kitaplarin elestirisidir. Evet, kim ki akilcidir ve akil rehberligi ile düsünmesini ögrenmistir, o mutlaka "inanmayan dindarlardan" olmustur. Insanligi "insanlik" sevgisine, gelismeye ve gerçek ahlâkîlige sürükleyenler onlardir; onlar için "din", aslinda , "sevgi" nin ta kendisidir. Su bir gerçektir ki en büyük "insan severler", en büyük "ahlâkiyatçilar", Tanri'yi "sevgi" simgesi seklinde benimseyen bu tür "Inanmayan dindarlar" arasindan çikmistir.

Turan Dursun'u her anis'ta, böyle bir sevgiye, seriât yolu ile degil fakat ancak "akil" yolu ile gidilebilir oldugunu bir kere daha anlarim. Her ne kadar kendisini "Ben dinsizim" diye tanimlamis idiyse de Turan Dursun, aslinda sinirsiz bir "insan sevgisi" ve "akil" gücü ile dolu ve bu sayede insanliga en büyük hizmetlerde bulunmus olan nice "Inanmayan dindarlardan" biriydi. Bir gün gelip bu toplum, akilci yörüngeye girip onun degerini anlayabilecek midir acaba?'

Bir gun gelip bu toplum, akilci yorungeye girip Ilhan Arsel'in, Turan Dursun'un degerini anlayabilecek midir acaba? 21. yuzyil AKP Turkiye'sinde laikligin cok geri gitmis oldugunu goruyor ve bu sorunun cevabi konusunda karamsarligimizi surduruyoruz.

Gunun ikinci onemli haberini ise Cumhuriyet'ten kopyalayalim:

'Amasya’nın Gümüşhacıköy ilçesinde kızlarının zorunlu din dersi almasını istemeyen anne-babanın davasına bakan mahkeme, ders kitaplarının incelenmesini istedi. Mahkeme, yapılan incelemede okullarda din kültürü ve ahlak bilgisi yerine din eğitimi verildiğini belirleyerek, “Türkiye’de hâkim olan dinsel çeşitliliğin” ve nüfusa oranı büyük olmasına karşın Aleviliğin dikkate alınmadığına hükmetti. Mahkeme, derslerde “tarafsızlık ve çoğulculuk” koşullarının yerine getirilmediği, bu nedenle de Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğini belirtti. Kararda, din eğitiminin ancak kişilerin kendi ya da kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olduğu anımsatılarak, dersin bu içeriği ile zorunlu tutulmasının hukuka aykırı olduğu kaydedildi.'

21. yuzyilda din dersinin zorunlu olmasina karsi mucadele veren bu anne-babanin Turan Dursun'u da Ilhan Arsel'i de Richard Dawkins'i de okuduklarina eminim. Bagnaz ortamin hismina ugramamalarini umid ederim. Cocuklarina dini degil akilci bir egitim verme istegi akilci yorungeye girdigimiz zaman hicbirimize garip gelmeyecek.

Monday, 25 January 2010

Basbakanimizin uslubu

Bir-iki gun once haberlerde Basbakan Recep Tayyip Erdogan'in Tekgida-Is Baskani Mustafa Turkel'e cevaben yapmis oldugu konusmayi okudum. Ancak gecen bir-iki gunde bu konusmaya cok kafam takildi. Basbakanimizin uslubu kendi ruh halini ve AKP'nin ulkemize bakisini ne kadar iyi ozetliyor degil mi? Kopyalamadan edemeyecegim:


"Akşam Tekgıda-İş'in Başkanı 'Biz gerekirse hükümet deviririz' diyor, şu ifadeye bak. 'Şu anda diyor, dün yaptığımız görüşmede genel grev kararı almadık, genel eylem kararı aldık, genel grev kararı alırsak hükümet devrilir...' Şimdi bu ifadeye ne denir? Bu mantıkta olan bir sendikacının bu ülkenin istikbalini, aydınlık yarınlarını düşünme diye bir derdi olabilir mi? Bunlarla siz nasıl masaya oturursunuz? Neymiş, 'Hükümet devirirmiş'. Sen avucunu yalarsın, avucunu. Neyi deviriyorsun sen? Bunlar ülkeyi sadece kendilerinden ibaret zannediyorlar. Bu AK Parti 15 milyon vatan evladının, seçmeninin oyunu alarak iş başına geldi. 15 milyonluk temsilcisi olan AK Parti hükümetini devireceksin. Senin kaç tane üyen var ya, sen ne ile konuşuyorsun ve bizi, bu kadar işçisine, memuruna yakın bir iktidar olan AK Parti hükümetini bununla tehdit edeceksin. Önce haddini bil. Haddini bil ve bizi söylemeyi düşünmediğimiz ifadeleri kullanmaya mecbur etmesinler."

Sunday, 24 January 2010

Yine bir 24 Ocak

Ugur Mumcu'nun artik iyice ortaliga cikmis belgelere bakilirsa Iran baglantili karanlik ve anti-laik gucler tarafindan katlinin onyedinci yili.

Ugur Mumcu'nun Cumhuriyet'teki Gundem kosesini devralmis Mustafa Balbay'in tutuklulugu ve dolayisiyla Gundem kosesinin bos kalisinin da neredeyse birinci yili.

Tabii ki Gundem'in bos kaldigini soylemek dogru olmaz cunku Balbay'in Silivri'den yazdigi ve bilgisayar kullandirilmadigi icin mektupla gonderdigi yazilari haftanin bir kac gunu kosesinde yayimlaniyor.

Bugunun 24 Ocak olmasi vesilesiyle Balbay Mumcu'ya bir mektup yazmis.

Okumayan kalmamali diye dusunuyor ve asagiya kopyaliyoruz.

----------

GÜNDEM

MUSTAFA BALBAY

Uğur Mumcu’ya Mektup

Merhaba Uğur Ağabey,

Aramızdan alınışınızın 17. yılındayız. Anımsarsınız, yıldönümlerinde size seslenmeyi gelenek edindim. Ama bu yıl farklı bir yerden yazıyorum.

Sizin de sık sık vurguladığınız yaklaşımlardan biri şuydu:

Nereden gelirse gelsin, amacı ne olursa olsun, terörün her türlüsüne hayır.

Bu ilkeyi doğal olarak ben de benimsedim, yeri geldikçe yazdım, söyledim.

Gelin görün ki, gazetemiz Cumhuriyet “terör örgütünün gücü,” Ankara Temsilcisi ve yazarı olarak ben de “terör örgütü üyesi” suçlamasıyla karşı karşıyayız!

Durumu sizin başınızdan geçen bir olayla özetlemeye çalışacağım.

Yazmıştınız, bana da evinizdeki bir akşamüzeri çay içimi sohbetinde anlatmıştınız... 1970’li yıllarda savcılık bir yazınız nedeniyle hakkınızda dava açmış, tutuklama emri de çıkarmıştı. Yazınızdaki “suç unsuru” olan tümce şuydu:

“Türk Ordusu uyanık olmalıdır.”

Siz, ifade verirken soruyorsunuz: “Bunun neresi suç?” Şu karşılığı almıştınız:

“Siz uyanık olmalı derken, ordunun şu anda uyumakta olduğunu iddia etmiş oluyorsunuz...”

İşte bu anlayış; biçim, anlam, içerik ve hedef değiştirerek varlığını sürdürüyor.

***

Türk basınında bilgisayarı günlük gazeteciliğe ilk sokan kişilerden biri siz oldunuz. Onu besleyen teknolojik gelişmeleri de yakından izliyordunuz.

Yazı tarama cihazınızın özelliklerini anlatırken, bilgiye, belgeye kavuşma olanaklarının genişliğini düşünüyor, nasıl da seviniyordunuz.

Bugün bir gazetecinin bilgi-belge sahibi olması suç. Tabii hemen soracaksınız:

“Ben elimdeki bilgi-belgeler, dokümanlar için evimin yanında ayrı bir daire satın almış, burayı çalışma yeri haline getirmiştim. Yaşasaydın, onca yazı-kitap kaynağından suç üretebilirlerdi, öyle mi?”

Görünen o!

Gözleriniz yerinden fırlayacakmış gibi sormaya devam ettiğinizi görür gibiyim:

“Bilgi sahibi olmadan, nasıl fikir sahibi olunur?”

Artık, fikir sahibi olmak için bilgi sahibi olmaya gerek yok. Taraf sahibi ol, fikir sahibi de oluyorsun. Daha doğrusu, fikir sahibi olmana da gerek yok, ezber sahibi ol yeter.

Medya ile ilgili yazacak o kadar şey var ki. Şöyle özetleyebilirim:

Yandaş medyadan tekelciliğe kadar yazdığınız her şey katlandı.

Kaça katlandığını söylemek zor. Katlanamayacak bir hale gelmekte olduğunu söylemekle yetineyim.

***

Sevgili Ağabey,

Katledildiğiniz yıl, pek çok aile, doğan çocuklarına Uğur adını verdi. Onlardan beşini tanıyorum. Yıllarca onları bir çocuk gibi sevdim, öyleydiler. Kalpleri yurt sevgisiyle çarpan pırıl pırıl anne-babaların, gözleri parlayan aydınlık yüzlü çocukları...

Artık onlar da büyüdü, delikanlı oldu.

Neredeyse bir kuşak...

Aldığımız yola bakıyorum; ilk dikkatimi çeken, 80 gözlü demir parmaklık!

“Uğur”lamanın ardından pek çok yazınız bayraklaştı. Bunların arasında, 25 Ağustos 1975’te Cumhuriyet’te yayımlanan “Sesleniş” başlıklı yazınız ayrıca öne çıktı.

Yazınızda, “Vurulduk ey halkım, unutma bizi” diyordunuz.

O yazıdan kimi bölümleri paylaşmak isterim:

“Ölümcül hastaydık... Hukuk sustu. Vicdan sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.

...Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık önlerine... Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...”

Halk sizi unutmadı...

Unutmadı ama...

Sizinle ilgili pek çok karikatürden Ali Ulvi’ninki geliyor gözümün önüne ilk...

Önde siz... Kellenizi koltuğunuza almışsınız, elinizde kalem... Tek başınıza yürüyorsunuz. Arkanızda, hissedilir uzaklıkta, halk yığınları var. “Yürü aslanım”, “Arkanızdayız” diye bağırıyorlar...

Halk keşke arkanızda değil...

Yanınızda olsaydı!..

Wednesday, 30 December 2009

300 gun



















100 gun oldugunda soyle yazdik:

http://dusunerek.blogspot.com/2009/06/100-gun.html

100 gun yetmedi, 200 gun oldu, soyle yazdik:

http://dusunerek.blogspot.com/2009/09/200-gun.html

Ne yazik ki Mustafa Balbay'in tutuklulugu 300 gune de ulasmis bulunuyor.

21. yuzyil Turkiye'sinde AKP fasizminin 300 gunu.

Ve yilbasinda o cok sevdigi cocuklarindan uzak kalacak olan Mustafa Balbay.

Elbet cikacak.

Ve tabii yine yazacak.

Tamam ama bu 300 gunun ve ilerideki kimbilir kac yuz gunun hesabini kim verecek?

Sadece Balbay da degil, hala niye tutuklu oldugunu bilmeyen daha nice degerli beyin.

Yeni yilin kutlu olsun sevgili Turkiye.

Yeni yilda artik boyle utanacagimiz hikayeler yasamamak umidiyle.