Senenin nasil gectigini olcmek ve gelecek seneden beklentileri bicmek cok normal bir insani davranis elbette.
Hepimizin gectigimiz yil daha ileriye goturdugu becerileri ve yetenekleri oldugu gibi onumuzdeki sene daha iyi yapabilecegi seyler de var muhakkak.
Ulkemizin de oyle.
Turkiye'mizi yine buyuk bir yil bekliyor.
Bugun sevgili Emre Kongar 2011'deki secim gundemini soyle ozetlemis:
"Gecim derdi, issizlik, teror, ulkenin butunlugu, insanlarin ozgurluk ve guvenlikleriyle birlikte yasam tarzlarinin da tehdit altinda olmasi"
Listeye katilmamak mumkun degil. Hatta listeye degisen dunya duzeninde Turkiye'nin de gelistirmek zorunda oldugu rekabet gucu gibisinden bir madde daha ekleyebiliriz.
Ekonomik olarak dunya ve hele Avrupa'ya gore iyi bir sene gecirdi Turkiye. Dunya resesyonundan bankalarimizin saglikli bilancolari sayesinde hizli ciktik ve ekonomik buyume olarak butun Avrupa'yi solladik. Ote yandan bu buyumenin istihdam yaratmayan bir buyume olmasi endise verici. Issizlikte hala Avrupa'nin en asagilarindayiz. Ve degisen dunya duzeninde rekabet gucumuzu henuz kavrayabilmis veya ispat edebilmis degiliz.
Hic kuskusuz daha esit dagitilan ve ulkenin her kosesine istihdam yaratan bir ekonomik kalkinma senaryosunda teror ve ulkenin butunlugu daha az problem yaratan konular olacaktir.
Insanlarin ozgurlukleri derken tabii ki aklimiz ve kalbimiz Silivri'de ve nice mapushanelerde haksiz yatan yazar, gazeteci, politikaci ve bilimadamlarinda.
Guvenlikleri derken aklimiz ve kalbimiz hala faili mechullerde, ailelerinde.
Yasam tarzlari tehdit altinda derken aklimiz ve kalbimiz icki ictigi icin dayak yiyen genclerde, evlilik oncesi iliskiye girdigi icin ailesi tarafindan oldurulen genc kizlarimizda, Konya'da Malatya'da bira almanin artik mumkun bile olmadigi Anadolu'nun bir cok kosesinde, basini baglamadigi icin fahise oldugu dusunulen ogrenci kizlarimizda.
Turkiye'nin 2011 ve sonrasinda alacagi daha cok yol, yiyecegi daha nice firin ekmek var.
2011 secim yili. AKP ile CHP arasinda iki partili bir secim duzenine dogru ilerliyoruz gibi.
Bakalim 2010 anayasa referandumunu kampanyasiyla adeta bir AKP guvenoyuna ceviren ve bu oyunu kaybeden CHP bu problemlere halki inandirici cozumler sunabilecek mi?
Yoksa bir dort yillik AKP iktidar donemi daha mi bizi bekliyor?
Aklim ve kalbimle, iyi seneler Turkiyem.
Thursday, 30 December 2010
Thursday, 23 September 2010
Yuzde 57.88’in agirligi

Referandumda cikan %57.88’lik evet sonucu 2007 genel secimindeki %47’den 2009 yerel secimindeki %38’e oy ve kan kaybeden ve akabinde ‘acilim’ surecinde daha da gerilere giden AKP icin hic suphesiz buyuk bir moral kaynagi oldu.
Ayni sekilde CHP’yi devraldigindan beri kuvvetli bir cikis yakalayan Kilicdaroglu icin de mutlaka bir ivme kaybi olacaktir. Ayrica Sn Kilicdaroglu’nun kayit problemlerinden dolayi sahsen oy kullanamayisini da affedemiyorum. Bu kadar ufak oldugu kadar sembolik bir hataya maruz kalmasini engelleyemeyen ekibi beni buyuk hayal kirikligina ugratti. Hayir oyu kullanan diger 15,856,792 kisinin de ayni hissiyati paylastigindan, evet oyu kullanan 21,787,244 kisinin de bu duruma kiskis guldugunden suphem yok.
Neden referandumdan evet cikmasinin Turkiye’nin gelecegi icin cok tehlikeli oldugunu herkes cok yazdi, cizdi. Bizim sene basinda dusunerek yazdiklarimiz soyleydi:
http://dusunerek.blogspot.com/2010/03/yargi.html
Ama referandumdan evet cikmasinin Turkiye’nin gelecegi icin tehlikeli oldugunu hemen ertesi gun en iyi karikaturize eden sanirim Sozcu gazetesi oldu (bkz. yukaridaki resim).
Bakalim muhalefet %57.88’in agirligi ve padisahin baskisi altinda ezilecek mi?
Ve bakalim Erdogan eline gecen bu padisah yetkisini Turkiye’miz icin guzel seyler yapmak icin kullanacak mi?
Dun gazetelerdeki bir haber beni korkuttu: Beyoglu’ndaki sanat galerisinde icki icenlere saldiranlarin haberi.
Bu saldiriyi yapanlar referandumdan cikan %57.88’in verdigi gucle mi yaptilar? Padisah kendilerine goz kirpti diye mi dusunuyorlar? Referandumda hayir ciksaydi yine de bu saldiriyi yapacaklar miydi?
Umidimiz %57.88’in agirliginin Turkiye’mizi cogunluk diktatorlugune veya padisahliga donusturmemesidir.
Sunday, 5 September 2010
Ben Bono Olsam

Bu sabah erken kalkar ve otelimin bana sunmus oldugu bol meyveli, peynirli ve pogacali kahvaltiyi Bogaza nazir bir masada oturur yerken gunumu planlardim.
Buyk ihtimalle Adam Clayton aksama kadar uyuyacagi icin, Larry Mullen Jr otelin spa’sinda butun gun masaj yaptiracagi icin ve The Edge coktan twitter’a koyacagi resimleri cekmek icin kamerasiyla eski Istanbul’a gitmis oldugu icin grup arkadaslarimi butun gun goremeyecegimi tahmin ederdim.
Tabii ki ucaktan iner inmez bizim icin yazdiklari sarkiya bakilirsa (‘...gonna go where Europe...and Asia meets...with a red guitar...on fire...desire...’) Avrupa-Asya bulusmasi temasini surdurme niyetleri var, demek ki Bogaz Koprusunu yuruyerek gecmek farz olmus durumda.
E tabi referandum oncesi Basbakanin Pi-Ar danismanlari bu firsati kacirir mi? Basbakanla toplanti ve yandas olan-olmayan butun gazetelerin ertesi gun yayimlamasi icin beraber ettikleri ‘rahat Pazar sohbetinin’ fotograf cekimi boynunun borcu. Basbakan icin mavi ve cizgili bir gomlek (kravatsiz) uygun gorulmus, fotograflarda Bono’ya cok yakin durup samimi gulmesi onerilmistir.
Basbakana emniyetin icindeki dehset cemaat organizasyonunu 14 gunde yarim milyon baski yapan kitabinda detayli anlatan Hanefi Avci’yla ilgili bir soru sormamam tembih edilmistir mutlaka ama ben yine de bir sekilde araya sikistirip dusuncelerini almak isterdim. Bono olarak en ufak korkacagim birsey yok tabii ki, boyu uzun ya da kisa, dunyanin herhangi bir Basbakanindan. Saka bir yana, Bono'nun, bugun, Turkiye'de muhalefetteki herhangi birinin elinde olmayan bir guce ve dokunulmazliga sahip oldugunu iddia edersek abartmis olmayiz sanirim.
Kilicdaroglu ile de gorusurdum. Anlat bana neden memnun degilsin su andaki hukumetten, anlat bana sen neler yapacaksin dizginleri eline alirsan, anlat bana sana niye Gandhi diyorlar, anlat bana neden hayir.
Orhan Pamuk'la konusurdum, sen niye evet?
Fazil Say'la konusurdum, sen niye hayir?
Sonra ise – bu guzel turistik Pazar gunu programini lojistik olarak biraz bozacak ama – atlar bir arabaya Silivri’ye giderdim.
Sadece siyah-beyaz ve durust bir gazetenin Ankara subesini yonettigi icin varligi ispatlanmamis bir teror orgutune uye oldugu iddia edilerek tam 549 gundur Silivri’de hapis yatan Mustafa Balbay’la konusurdum.
Ve alternatif medya ve alternatif parti kurma cabalariyla onbinleri etkilemeyi basardigi icin varligi ispatlanmamis bir teror orgutune uye oldugu iddia edilerek tam 711 gundur Silivri’de hapis yatan Tuncay Ozkan’la konusurdum.
Ve aksam yemegine sehre geri donerken Ikitelli’de bir basimevi bulur, bu 360 turnesinde kullandigi Burmali lider Aung San Suu Kyi maskeleri yerine, gercekten Ataturk Stadyumunu dolduracak onbinlerce muzikseveri etkilemek isteseydim, onbinlerce Mustafa Balbay ve Tuncay Ozkan maskesi bastirirdim.
Istanbul muzikseverlerine maskeleri taktirip hatirlatirdim: hepimiz Balbayiz, hepimiz Ozkaniz, hepimiz istedigimiz zaman sesimizi yukseltebilmek istiyoruz, hicbirimiz sesimizi yukselttigimiz icin Silivri’lere tikilmak istemiyoruz.
Ben Bono’nun pop dunyasindaki efsanevi konumunu kullanarak dunya icin guzel seyler yapmaya calistigina tum yuregimle inaniyorum. Ve basarili oldugunu da dusunuyorum, W Bush’tan Blair’e, beraber calistigi dunyanin en kuvvetli liderlerini ozellikle Afrika’ya cok buyuk bagislar yapmalarina ikna ettigini biliyoruz.
Bakalim Turkiye icin de guzel seyler yapmaya calisacak mi bugun?
Ben Bono olsam yapardim.
With a red guitar...on fire.
Tuesday, 10 August 2010
'Siz hic sevdiklerinize kosarken cama carptiniz mi?'
523 gundur henuz varligi ispatlanmamis bir orgutun darbe gerceklestirmeye tesebbus etmis uyesi oldugu iddiasiyla tutuklu bulunan Mustafa Balbay'in gecen Persembe gunku Cumhuriyet'teki yazisini ben de her sagduyulu insan gibi gozlerim dolarak okudum.
80,000-90,000 tirajli Cumhuriyet gazetesini okuyamayanlar icin asagiya aynen kopyaliyorum.
75 milyonun okumasi gereken bir yazi.
"Siz hic sevdiklerinize kosarken cama carptiniz mi?
Silivri'dekiler, ayda uc kez carpiyor.
Ben ayda uc kez carpiyorum.
Bir ayin uc haftasinda kapali gorus, bir haftasinda acik gorus var.
Kapali gorus soyle:
Duvarin uc karisa dort karislik bolumune cam yerlestirmisler. Etrafini da demirle cercevelemisler. Camin iki tarafina birer telefon ahizesi koymuslar.
Gorus gunu cama kosuyorsunuz. Karsiya ses gecmedigi icin ilk karsilasmada elleri havaya kaldirip sevincinizi ifade ediyorsunuz.
Elinizi sevdiginizin kollarina uzatir gibi ahizeye uzaniyorsunuz. Ve sesini duyuyorsunuz. Elbet soylemeye gerek yok; ses kaydediliyor. Yonetim bunu size verdigi ic kurallar listesinde acikca duyuruyor.
Kizim her seyi saglikli algiliyor; bekledigimden sagduyulu hareket ediyor. Cok sukur!
Oglum 2 yasina girdikten sonra gecen mayistan beri karsisindaki benle, telefondaki beni birlestirdi. Onceleri camin kiyisinda pencere acma kolu ariyor, bulamayinca sinirleniyordu. Artik burada gorusmenin boyle oldugunu kabul etti.
Haziran goruslerinden birinde butun sevimliligi uzerindeydi. Telefonu kulagina goturdugunde annesinden ogrendigim seyleri siralamaya basladim:
'Topu cok mu severmis benim oglum... Cimlerde yuvarlanmaya bayilir miymis benim oglum...'
Sesimi dinlerken ahizeyi bir buket gibi tuttu, bana bakti...
Konusmaya devam ediyordum.
Agzini sonuna kadar acti, telefona yoneldi.
Sesimi opmeye calisiyordu!
Burun diregi sizlamasinin cok tarifi yapilabilir; biri de bu olsun."
80,000-90,000 tirajli Cumhuriyet gazetesini okuyamayanlar icin asagiya aynen kopyaliyorum.
75 milyonun okumasi gereken bir yazi.
"Siz hic sevdiklerinize kosarken cama carptiniz mi?
Silivri'dekiler, ayda uc kez carpiyor.
Ben ayda uc kez carpiyorum.
Bir ayin uc haftasinda kapali gorus, bir haftasinda acik gorus var.
Kapali gorus soyle:
Duvarin uc karisa dort karislik bolumune cam yerlestirmisler. Etrafini da demirle cercevelemisler. Camin iki tarafina birer telefon ahizesi koymuslar.
Gorus gunu cama kosuyorsunuz. Karsiya ses gecmedigi icin ilk karsilasmada elleri havaya kaldirip sevincinizi ifade ediyorsunuz.
Elinizi sevdiginizin kollarina uzatir gibi ahizeye uzaniyorsunuz. Ve sesini duyuyorsunuz. Elbet soylemeye gerek yok; ses kaydediliyor. Yonetim bunu size verdigi ic kurallar listesinde acikca duyuruyor.
Kizim her seyi saglikli algiliyor; bekledigimden sagduyulu hareket ediyor. Cok sukur!
Oglum 2 yasina girdikten sonra gecen mayistan beri karsisindaki benle, telefondaki beni birlestirdi. Onceleri camin kiyisinda pencere acma kolu ariyor, bulamayinca sinirleniyordu. Artik burada gorusmenin boyle oldugunu kabul etti.
Haziran goruslerinden birinde butun sevimliligi uzerindeydi. Telefonu kulagina goturdugunde annesinden ogrendigim seyleri siralamaya basladim:
'Topu cok mu severmis benim oglum... Cimlerde yuvarlanmaya bayilir miymis benim oglum...'
Sesimi dinlerken ahizeyi bir buket gibi tuttu, bana bakti...
Konusmaya devam ediyordum.
Agzini sonuna kadar acti, telefona yoneldi.
Sesimi opmeye calisiyordu!
Burun diregi sizlamasinin cok tarifi yapilabilir; biri de bu olsun."
Thursday, 1 July 2010
Pencere
Tuesday, 8 June 2010
tbmm.gov.tr

Turkiye Buyuk Millet Meclisi’nin gayet guzel bir sitesi oldugunu biliyor muydunuz?
Gunluk tutanaklari, milletimizi meclisimizde temsil eden vekillerimizin her oturumda neler konustuklarini okuyabildiginizi?
Gundemdeki onerge ve teklifleri takip edebileceginizi?
Milletvekillerimizin fotograf ve email adresleri dahil ozgecmislerini gorebildiginizi, her vekilin imzasi bulunan kanun tekliflerini okuyabildiginizi, meclisteki partiler arasi koltuk dagilimina aninda bakabildiginizi?
Hatta bu sabah CHP’ye bagimsizlardan transfer olan iki milletvekiliyle birlikte CHP’nin kontuk sayisinin 101’e ciktiginin hemen bugun sitede gosterildigini?
Degisen kanunlari madde madde takip edebileceginizi?
TBMM’nin 2008 Faaliyet Raporu’nu okuyabileceginizi?
Ben bilmiyordum ve bu bilgilere internet ulasabildigimi gorunce cok memnun oldum. Ankara’nin sitesine bak, gozlerimin yasina bak.
Sagda-solda gittikce daha da duymaya basladigimiz ‘e-devlet’ konseptinin Turkiye’de de yerlesmeye baslamasi gencliginde herhangi bir notere gitmis Turk vatandasi icin epey heyecan verici bir gelisme olsa gerek.
Hele bir de sitenin interaktif kisimlarini daha da gelistirirlerse.
Ulkesinin nasil yonetildigiyle ve vekilleri tarafindan nasil temsil edildigiyle ilgilenen vatandaslarin duzenli olarak siteye girmelerini oneririm.
http://www.tbmm.gov.tr/
Saturday, 5 June 2010
Kilicdaroglu vs Erdogan

Kemal Kilicdaroglu'yla ilgili ilk yazimizi 30 Eylul 2008'de yazmisiz:
http://dusunerek.blogspot.com/2008/09/kemal-kilicdaroglu.html
Ne demisiz?
"...Temmuz 2007 secimlerinde ‘Baykal’a ragmen’ CHP’ye oy vermis olan 7.3 milyon icin de, ‘Baykal yuzunden’ AKP’ye oy vermis kimbilir belki milyonlar icin de Baykal disinda bir CHP’linin on plana cikmasi o kadar mutluluk verici ki...Onumuzdeki hafta ve aylarda Kemal Kilicdaroglu adini daha da sik duyacagiz sanirim."
CHP'de Baykal doneminin kapanmasi pek guzel sebeplerden olmadi ama yerine hemen Kilicdaroglu'nun, hem de boyle muazzam bir ivmeyle gelmis olmasi gercekten cok heyecan verici.
Baykal yuzunden-ciler de Baykal'a ragmen-ciler de artik gecmiste kaldi. Turkiye politikasinda artik oylar ikiye ayrilacak gibi gorunuyor:
Recep Tayyip Erdogan'cilar ve Kemal Kilicdaroglu'cular.
Kilicdaroglu'nun konusmasinda mesela laikliktense issizligi on plana cikartmasi direk olarak Erdogan'la kapismaya ne kadar hazir oldugunu vurguladi.
Erdogan ise cevap olarak kendi politik stratejisini Ortadogu ve Arap ulkeleri liderligine endeksleme cabalarinda. Israil'in Mavi Marmara'ya saldirisi ve bu saldirinin olumlere sonuc acmis olmasi tabii ki bir trajedi. Ancak bu trajediyi takip eden gunler yapilan konusmalar ve uluslararasi gelismeler Erdogan'in stratejisine cok uyuyor.
AKP tarafi gorunuse bakilirsa bu Kilicdaroglu ivmesinden cok endiseli ve hafiften bir panik havasi hissettiriyor.
Once Eylulde referandum.
Sonra 2011'de genel secim.
CHP icin de AKP icin de butun kartlarini oynama, oyverenler icin de gozlerini tamamen acik tutma vakti.
Sunday, 18 April 2010
Kum Saati

Bugunlerde Gazeteci Umran Avci'nin Bilgi Yayinevi'ndan cikan, arastirma, mulakat, ve derlemelerinden toplarlayip yazmis oldugu Kum Saati adli kitabini okuyorum.
Kitap Abdi Ipekci, Turan Dursun, Bahriye Ucok, Muammer Aksoy, Cetin Emec, Ugur Mumcu, Esref Bitlis, Onat Kutlar, Ahmet Taner Kislali, ve Necip Hablemitoglu'nun suikastlari oncesi son gunlerini anlatiyor.
Kitabi oldukca yavas okuyorum. Sebebi ise Avci'nin agir stili degil, tam aksine cok akici ve surukleyici bir tonla yazmis. Sebebi her okudugum suikast sonrasi bir sure kendime gelememem.
Hepsini taniyoruz, hepsinin suikast haberlerini canli aldik, hepsinde ayaklandik, ama boyle detayli bir calismayla idealleri disinda birer insan olduklarini, ailelerini, ve ozel hayatlarini biraz daha taniyabiliyoruz.
Ya da tuyler urpertici bazi detaylar ogreniyoruz:
Bahriye Ucok'un kizi Kumru annesini biraz sonra parcalayacak bombayi postayla gelen bir pakedin icinde annesine kendi elleriyle verirken sakayla karisik "bombani getirdim anne" diyor.
Ugur Mumcu'nun oglu Ozgur babasini biraz sonra parcalayacak bombanin altina yerlestirilmis oldugundan habersiz bir sekilde babasinin arabasinin lastiklerini tekmeleyip inip inmemis olduklarini kontrol ediyor.
Bu suikastlarin cogu 90li yillarda. O devirde bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi suikastlara kurban verdik.
2000li, 2010lu yillarda ise bir cok aydinimizi, zor yetisen beyinlerimizi hapislerde ya da dava sonuclarini beklerken tutuklu goruyoruz.
Suikaste kurban gitmek, cocuklarini, karini-kocani yalniz birakmak.
Tutuklanmak, aylarca, yillarca hapis yatmak.
Turkiye'de aydin olmak gercekten zor is.
Thursday, 15 April 2010
Televizyonda canli tartisma
Bir ay icinde Birlesik Krallik basbakani secilmek icin secim yarisina girmis olan Gordon Brown, David Cameron, ve Nick Clegg'in televizyondaki canli tartismasini seyrederken yine surekli Turkiye'mizi dusunmekten neredeyse adaylarin dusuncelerini dikkatli dinleyemedim.
ABD'de cok populer olan bu canli tartismalarin BK'ta ilk defa bu gece gerceklesmis olduguna sasirdim.
Televizyonu coktan gectik tabii, artik ABD'den Iran'a dunyamizda 21. yuzyil secimleri facebook, twitter, vs sanal alemlerde de yarisiliyor.
Yine de adaylarin medeniyet sinirlarini asmadan televizyonda canli yayinda birbirleriyle tartismalarini seyretmek secimler oncesi oy verecek halk icin adaylari daha iyi tanima acisindan harika bir firsat. Adaylar icin de konusma ve prezentasyon yeteneklerinin yanisira sorulan soruyu cevaplandirabilme, dusuncelerini ifade edebilme, baski altinda reaksiyon gosterme, vs gibi huylarini canli yayinda sergileme firsati.
Sonucta secimlerde oy politik iddialara oldugu kadar, guven, karizma, ve sempati gibi duygulara da veriliyor. Ve ben bu canli yayinda onumdeki uc adayin hangisine hangisinden cok guvenecegimi ve hangisine sempati duydugumu cok daha iyi biliyorum.
Turk secmenleri de bunu hakkediyor. Baykal'in Erdogan'i yillardir televizyonda canli yayinda tartismaya cagirdigini biliyoruz. 2011 secimleri oncesi bunu seyretmek istiyoruz. Iyi bir moderator sart elbette: 'one minute' diye yanindakini susturmak, akabinde tartismayi terketmek de yasak olmali.
ABD'de cok populer olan bu canli tartismalarin BK'ta ilk defa bu gece gerceklesmis olduguna sasirdim.
Televizyonu coktan gectik tabii, artik ABD'den Iran'a dunyamizda 21. yuzyil secimleri facebook, twitter, vs sanal alemlerde de yarisiliyor.
Yine de adaylarin medeniyet sinirlarini asmadan televizyonda canli yayinda birbirleriyle tartismalarini seyretmek secimler oncesi oy verecek halk icin adaylari daha iyi tanima acisindan harika bir firsat. Adaylar icin de konusma ve prezentasyon yeteneklerinin yanisira sorulan soruyu cevaplandirabilme, dusuncelerini ifade edebilme, baski altinda reaksiyon gosterme, vs gibi huylarini canli yayinda sergileme firsati.
Sonucta secimlerde oy politik iddialara oldugu kadar, guven, karizma, ve sempati gibi duygulara da veriliyor. Ve ben bu canli yayinda onumdeki uc adayin hangisine hangisinden cok guvenecegimi ve hangisine sempati duydugumu cok daha iyi biliyorum.
Turk secmenleri de bunu hakkediyor. Baykal'in Erdogan'i yillardir televizyonda canli yayinda tartismaya cagirdigini biliyoruz. 2011 secimleri oncesi bunu seyretmek istiyoruz. Iyi bir moderator sart elbette: 'one minute' diye yanindakini susturmak, akabinde tartismayi terketmek de yasak olmali.
Tuesday, 23 March 2010
Yargi
Bati dunyasi ile Turkiye arasindaki farklarin arasinda, gayri safi milli hasiladan baska, en onemlilerinden birinin Bati dunyasinin saglam taslara oturtulmus yasal altyapisi oldugunu dusunuyorum.
Cunku yasal altyapinin oturdugu yerde kanunlarin iki ayri sekilde yorumlanmasi pek gerceklesemez, kanun onunde kimin hakli kimin haksiz oldugu buyuk olcude bellidir, ve hukukun ustunlugu cok tartisilamaz.
Cunku Bati dunyasinda sokaga adim attiginizda, karsidan karsiya gecerken, bankada islem yaparken, ev alirken, borclanirken, seyahat ederken, yemek yerken, kisacasi hayatin her turlu aktivitesi sirasinda kafanin arka planinda hukuki bir altyapiya yaslandigini ve hakkinin yenmesi ihtimalinin dusuk oldugunu bilmenin verdigi bir rahatlik vardir.
Oysa Turkiyemiz son donemlerde oyle bir hale geldi ki artik hukuk ve adalet gibi kelimeleri kullanirken gulmemek mumkun degil. Ulkemizde herhangi bir davaya katilmak zorunda kalmis herkesin onaylayacagi uzere hukuki olarak hakkini aramanin surunmekten pek bir farki kalmamis durumda. Hepimizin bildigi uzere, hukuk cignenerek Ergenekon adi verilen davada cok degerli beyinlerimiz daha hala yargilanmaktayken senelerini hapislerde gecirmekteler.
Ve iste bu sebeplerden dolayi AKP’nin onermis oldugu anayasa degisikliklerine muhalefetin yaptigi tepkiler yerindedir. Yurutmenin yargiyi isgal etmesi, laiklige karsi eylemlerin odagi oldugu mahkeme karariyla tescillenmis bir iktidar tarafindan yonetilen Turkiye Cumhuriyeti’nde cok derin yaralar acacaktir. Hem de bir secim yili oncesi, universite ve medyayi bitirme operasyonlarini basariyla tamamlamis bir AKP’nin yargiyi da bitirmesi ulkemiz icin cok tehlikeli bir risk teskil etmektedir.
Cunku yasal altyapinin oturdugu yerde kanunlarin iki ayri sekilde yorumlanmasi pek gerceklesemez, kanun onunde kimin hakli kimin haksiz oldugu buyuk olcude bellidir, ve hukukun ustunlugu cok tartisilamaz.
Cunku Bati dunyasinda sokaga adim attiginizda, karsidan karsiya gecerken, bankada islem yaparken, ev alirken, borclanirken, seyahat ederken, yemek yerken, kisacasi hayatin her turlu aktivitesi sirasinda kafanin arka planinda hukuki bir altyapiya yaslandigini ve hakkinin yenmesi ihtimalinin dusuk oldugunu bilmenin verdigi bir rahatlik vardir.
Oysa Turkiyemiz son donemlerde oyle bir hale geldi ki artik hukuk ve adalet gibi kelimeleri kullanirken gulmemek mumkun degil. Ulkemizde herhangi bir davaya katilmak zorunda kalmis herkesin onaylayacagi uzere hukuki olarak hakkini aramanin surunmekten pek bir farki kalmamis durumda. Hepimizin bildigi uzere, hukuk cignenerek Ergenekon adi verilen davada cok degerli beyinlerimiz daha hala yargilanmaktayken senelerini hapislerde gecirmekteler.
Ve iste bu sebeplerden dolayi AKP’nin onermis oldugu anayasa degisikliklerine muhalefetin yaptigi tepkiler yerindedir. Yurutmenin yargiyi isgal etmesi, laiklige karsi eylemlerin odagi oldugu mahkeme karariyla tescillenmis bir iktidar tarafindan yonetilen Turkiye Cumhuriyeti’nde cok derin yaralar acacaktir. Hem de bir secim yili oncesi, universite ve medyayi bitirme operasyonlarini basariyla tamamlamis bir AKP’nin yargiyi da bitirmesi ulkemiz icin cok tehlikeli bir risk teskil etmektedir.
Subscribe to:
Posts (Atom)
