Tuesday, 30 June 2009
-%13.8
Resesyonun agir gececegini herkes goruyordu, yaziyordu. Issizlik ve uretim sayilari ortadaydi. Biz de daha birinci ceyregin ortalarinda bu konuyu yorumlamistik: http://dusunerek.blogspot.com/2009/03/resesyon-beklenenden-cok-agir-olacak.html.
Iste bugun aciklanan o birinci ceyrek sayilarina gore gerileme hizimiz -%13.8. Milliyet'teki bir yorumu kaynak olarak alirsak Ikinci Dunya Savasi devrinde 1945'te gorulen -%15.3'luk gerilemeden beri gordugumuz en kotu gerileme sayisi.
Ikinci ceyrekte yine tum dunya ile birlikte Turkiye'de de pozitiflesen uretim, harcama, ve hissiyat goruluyor. Bu yuzden muazzam dusuk cikan bu sayi ile cok da moral bozmamak ve isimize bakmak zorundayiz. Netekim ikinci ceyrekte gerilemenin olasi bir cift haneden tek haneye inmesi bile krizin en kotu doneminin arkamizda kaldigi hissiyatini uyandiracaktir.
Sunday, 14 June 2009
Facebook ve genclere ragmen yine Ahmedinejad

Cok buyuk olcekte ve cok basarili Obama ornegi sonrasi ulkemizde ufak da olsa Kilicdaroglu ile de gordugumuz gencleri ve internet sitelerini kullanip basarili olmaya calisan politikacilar orneklerine Iran'da Mir Hossein Mousavi de eklendi.
Bolgeden rapor eden butun gazeteciler son bir-iki hafta boyunca Iran'in modern yuzunu temsil eden Mousavi yanlilari ile muhafazakar yuzunu temsil eden Ahmedinejad yanlilarinin Tahran sokaklarina gosterileriyle nasil dokulduklerini anlattilar.
Bir tarafta yesil, modern-ce giyinmis ve pop muzik esliginde danseden Mousavi yanlisi Iranli genc kizlar...
Ote tarafta klasik Ahmedinejad tutkunu dini gosteriler esliginde cilgina donmus Iranlilar.
Resmi secim sonuclarina gore Ahmedinejad ciddi bir fark atmis durumda. Ama sonuclarin her tarafi saibe kokuyor ve binlerce insanin sokaklarda coplarla susturulduklari protestolara bakilirsa, bu secimler internet/facebook ortamlarinda organize olmayi basarmis gencler icin ciddi bir ofke konusu olmaya devam edecek.
Bu secim sonuclarinin tartismalari her ne olursa olsun, Iran'da muhafazakarlara karsi uzun suredir gorulmemis bir ayaklanma ve hareketlenme yasandi.
Secimlere yuzde 85'lik rekor katilim da cabasi.
Onumuzdeki yillarda bu hareketlenmelerin etkisi daha da kritik olacaktir.
Saturday, 13 June 2009
100 gun

Arastirmaci gazeteci, degerli yazar, buyuk Ataturkcu, iki cocuk babasi Mustafa Balbay tam 100 gundur tutuklu.
Tam 100 gundur Silivri'de Ergenekon adi verilen bir dava sacmaligi bahanesiyle yazilarini yazamiyor, arastirmalarini yapamiyor, televizyon programina katilamiyor, cocuklariyla gorusemiyor.
AKP'nin A'sinin 21. yuzyil Turkiye'sinde yerlerde surundugunun resmidir.
Balbay cikacak, yine yazacak, ama bu 100 gunun, baska 100 gunlerin hesabini kimler verecek?
Monday, 1 June 2009
Radikalizm ve Asiricilik Arastirmasi

Bahcesehir Universitesi ogretim uyesi Prof Dr Yilmaz Esmer’in 34 ilde 1,715 kisi ile yuz yuze goruserek gerceklestirdigi arastirmanin sonuclarini basinda hepimiz takip ettik. Elbette ki bu gibi arastirmalari dikkatli analiz etmenin ve okumanin onemini vurgulamanin yanisira arastirmanin yapilis sekli, sorularin sorulus bicimi, ve katilanlarin profilleri gibi unsurlari da aklimizdan cikartmamali, bu sayilarin direk olarak ulkenin geneline vurulabilecegi sonucuna ulasmamaliyiz.
Ornegin, yukaridaki tabloya bir goz atalim (http://www.milliyet.com/ ‘dan alinmistir). Laiklik ve demokrasinin %16 ve %13 oldugu yerde din %62 ile en onde. Endiselenmeden once sorunun nasil soruldugunu dusunmeliyiz. ‘Hangisi birinci sirada gelir?’ sorusuna laiklik ve demokrasi diye iki ayri secenek sunulmasi biraz anlamsiz. Ayrica din-laiklik-demokrasi-para konularinin bir sahis icin karsilastirilmasi da vatandasin kafasini karistirabilir. Sorunun ‘Sizce Turkiye din kanunlariyla mi yonetilmelidir yoksa laik ve demokratik bir cumhuriyetle mi?’ seklinde sorulmasi daha carpici bir sonuc verebilirdi.
Herneyse, sorulari kurcalamak bu kadar yeter. Asagiya 10 tane ilgimi ceken istatistik sectim, direk kopyaliyorum:
1. Çocuklar için Kuran kursları açılmasını isteyenlerin oranı yüzde 75
2. Dünyayı anlayabilmek için yüzde 56 din kitaplarının, yüzde 44 ise bilimin önemli olduğunu düşünüyor
3. Yaratılışa inanlar yüzde 93, evrime inanlar yüzde 7’lik dilimi oluşturuyor
4. Yüzde 72 içki içen, yüzde 67 nikâhsız yaşayan, yüzde 35 kızı şortla dolaşan, yüzde 48 aşırı sağ ya da sol görüşte, yüzde 42 sevmediği partinin üyesi, yüzde 75 Tanrı’ya inanmayan, yüzde 32 oruç tutmayan, yüzde 65 hiçbir dine inanmayan, yüzde 27 farklı anadilde konuşan, yüzde 43 Amerikalı, yüzde 14 türbanlı, yüzde 33 çarşaflı, yüzde 63 köktendinci, yüzde 26 başka bir ırk veya renkten, yüzde 52 Hristiyan, yüzde 64 ise Yahudi birini komşusu olarak istemiyor
5. Toplumun en istemeyen kesimi eşcinseller
6. Kadınların plajda mayo ile dolaşmasının günah olduğunu düşünenlerin oranı yüzde 58’i buluyor
7. Yüzde 61’e göre, “kadın her zaman kocasına itaat etmeli, sözünden çıkmamalı”
8. Kadınların bir işte çalışmak için kocasından izin almasının doğruluğuna inananların oranı yüzde 84; kadın yalnız bir yere gidecekse kocasından izin alması gerektiğini düşünenlerin oranı ise yüzde 85
9. Yüzde 62’lik dilim Müslüman kadınların evin dışında başını örtmesi gerektiğini savunuyor
10. Üniversite mezunları en hoşgörülü grubu oluştururken, eğitim seviyesi düştükçe hoşgörü oranı azalıyor
Sayilara ister inanalim ister inanmayalim, arastirmanin dogrulugunu ister sorgulayalim ister sorgulamayalim, sizi birakmak istedigim dusunceler sunlar:
Oncelikle, kadinlarin, kiz cocuklarimizin egitilmesi ulkemizin gelecegi icin cok ama cok onemli. Tekrar vizyonu ve cabalari icin Turkan Saylan’i saygiyla aniyoruz.
Ayrica, tolerans konusunda yiyecek bir kac firin ekmegimiz var. Tolerans konusunda daha once cok yazdik ve yazmaya devam edecegiz. Cocuklarimiza daha bebekken asilayabilecegimiz en onemli hissiyatlardan biri bu.
Son olarak, 21. yuzyilda bile yaratilis ve din kitaplariyla dunyayi aciklamaya calisan cok Turkiye Cumhuriyeti vatandasimiz var. Bilimi ve arastirmayi koreltecek, Takiyuddin’in laboratuvarini yiktirtan, ve Darwin’i butun dunya kutlarken dergi kapaklarindan kaldirtan anlayislara karsi her zaman sesimizi yukseltmeliyiz.
Wednesday, 27 May 2009
Turkiye Partisi'nin dusundurdukleri

Ve Abdullatif Sener sonunda yeni partisi Turkiye Partisi’ni kurdu. Inanci, gorusu ne olursa olsun bir demokrasinin en onemli ihtiyaclarindan biri olan yeni parti kuruluslarini not etmeliyiz. Ustelik de Yozgat Milletvekili Mehmet Yasar Ozturk’un TP’ye katilmasiyla birlikte TBMM’de de temsil edilen bir parti oldu. Kurulusunda yaptigi basin toplantisinda, logosundaki dogusuyla batisi el sikisan Turkiye resmi yanisira eski Basbakan Yardimcisi Sener’in su laflari dikkatimi cekiyor (kaynak: Hurriyet):
“Yeni bir siyaset inşa edeceğiz, gençlerin önünü açacağız, genç bir nüfusa sahip, genç bir parti olarak kurulmuştur... Siyasetin kenarında, köşesinde bırakılan gençlerimizi siyasete davet ediyorum.” (Not: her partinin agza sakiz bir iddia olmasinin yanisira, google’da her turlu arama yapmama ragmen Turkiye Partisi’nin website’sini bulamadim. Genc bir parti? Kendileri Obama’nin veya Kilicdaroglu’nun facebook’ta gencler icin genclerle birlikte yaptiklarindan bihaber sanirim.)
“Kadınlarımızın siyasete katılımını arttıracağız...Kadınlarımızı siyasete davet ediyoruz...Edirne’den Hakkari’ye kadar tüm kadınları siyasi karar süreçlerine ortak olmaya davet ediyorum.” (Not: kuruculari arasinda ve basin toplantisi sonrasi resimlerde cesitli kadinlar var gibi gorunuyor. Sozde kolay ama uygulamada genelde zorlanilan bir konu bu. Umarim basarili olurlar elbette ki.)
“Kamuoyuna arada bir paketler açıklıyorlar. Açıklanan paketlerde ne ekonomiyi bugün için ayağa kaldıracak ne de gelecek için hiçbir güçlü tedbir yok. Sadece kamuoyunu aldatma var. Sadece stoklara ve ithalata dayanan bir önlem paketi açıklıyorlar. Titanik gemisi batarken üst katta mobilyaların yerini değiştirmek demektir bu.” (Not: icerigindense, son cumlesi dikkatimi cekti. Bati dunyasinda sik kullanilan bir terim; ben bir turk politikacisindan ilk defa duyuyorum.)
"Geleneksel siyaset tarzını bir kenara bırakıyoruz, yepyeni bir siyaset tarzını hep birlikte ortaya çıkaracağız...Mevcut partilere bir bakın. Yaptıkları siyaset tarzına bir bakın. Her birinin bu ülkenin insanlarını farklı bir köşeye çekmeye çalıştıklarını görürsünüz...Bu yapının değişmesi için yeni bir siyaset tarzına ihtiyaç var dedik ve Türkiye Partisi’ni bu amaçla kurduk...Biz ayrıştıran, kutuplara çeken bir siyasi parti değiliz. Biz demokratik bir merkez partisiyiz, Türkiye partisiyiz...Siyaset, yargı, üniversiteler, aydınlar, en temel milli meselemizde bile karşılıklı güven sorunu yaşarken bu ülkenin sorunları nasıl çözülecek...Eski siyaset tarzında kavga ve kutuplaşma vardır...Eski siyaset tarzı halksız demokrasi derken biz Türkiye Partisi halksız demokrasiye hayır diyerek ortaya çıkıyoruz...Biz kavgaya, kin ve nefrete taraf değiliz çünkü merkezdeyiz...Kimseyi ötekileştirmeyeceğiz...Tüm farklılıklarımızla tek bir vücut olarak biz olacağız.” (Not: ‘merkez’ noktasi yeterince vurgulanmis. Tabii ki secmenin bu sozlerin coguna karni tok ama yine de partinin kurulus gunu bunlari duymak, en azindan su andaki siyasetin bazi problemlerini vurgulamasi acisindan, faydali olsa gerek.)
“Allah hayırlı ve doğru faydalı işler yapmamızı bizden hep iyilikler sadr olmasını nasip etsin inşallah” (Not: sonucta merkez vurgusu bir yana, AKP’den ayrildiklarini ve direk olarak AKP’den ve muhafazakar kesimlerden oy calmaya niyetleri oldugunu unutmayalim.)
Yerel secimlerdeki sonuclarla birlikte AKP’nin catirdamakta oldugunu artik tum Turkiye goruyor. Ve yeni partilerle, hareketlenmelerle herkes sag oylardan kendine bir pay cikartmaya calisiyor. Demokrat Parti’nin (http://www.dp.org.tr/) yeni baskan olarak agir top Husamettin Cindoruk’u atamasi da, Cindoruk’un gecen hafta merkez/sag birlikteligi namina Anavatan ile birlesme niyetlerini aciklamasi da tesaduf degil. Ne demisti Cindoruk, animsayalim: “Sevgili Anavatanlı kardeşlerimizle geçmişte siyasi karşıtlığımız olsa bile, temelde fikir birliğimizin olduğunu bilerek, çok özen gösteriyorum. Bu birlikteliğin ortaya çıkmasını istiyorum. Geçmişte bu olabilirdi, olmak üzereydi, engeller çıktı, olmadı. Bu sefer engel tanımayacağız. Bu birleşmeyi, tarihi Demokrat Parti etrafında toplayacağız. Çünkü Anavatan Partisi, Demokrat Parti'dir. Bir darbe nedeniyle ayrı düşmüşlerdir. Şimdi hepimiz yeniden küllerimizden doğacağız, beraber olacağız.”
Ne tesaduftur ki bugun de 27 Mayis. Menderes’in Demokrat Partisi’nin on yillik iktidarini bitiren 1960 darbesinin yildonumu.
Aydinlarin hapse atildigi, laiklik karsiti soylem ve eylemlerin doruga ciktigi, azinlik etnik gruplarin baski altinda yasadigi yillar.
AKP Turkiye’sinden bahsetmiyorum, DP Turkiye’sinden bahsediyorum. Ama karistirdiysaniz haklisiniz.
Ileride geriye donup bakinca, 2009-2011 donemi Turk siyasi tarihinin cok hareketli yillari olacak gibi gorunuyor.
Thursday, 21 May 2009
Fosil Ida

Saatlerimizi dakikalarla, gunlerimizi saatlerle, haftalarimizi gunlerle, aylarimizi haftalarla, senelerimizi aylarla, ve butun omrumuzu senelerle kavramaya alisik insanoglu icin milyon ya da milyar senenin anlamini kavramak elbette ki cok zor.
Ama bize Buyuk Iskender ya da Hititler ya da Cilali Tas Devri ne kadar uzak gelirse gelsin, dunyamizda yasamin yaklasik dort milyar yillik gecmisiyle karsilastirinca insanoglunun butun gecmisi elbette ki dakikalarla anlatilabilir. Sir David Attenborough’nun basyapiti Life on Earth adli belgeselindeki butun dunya tarihini bir gune boldugu acilis sahnesini animsayanlar cikacaktir.
Bu yuzden iki gun once dunya basinina tanitilmis olan ve Almanya'da bulunan ‘Ida’ adli fosilin onemini oturup biraz dikkatli dusunmekte fayda var. Ida 47 milyon yillik, en eski ve en iyi korunmus disi bir primat fosili. 55-50 milyon yil once primatlar, lemurler ve bildigimiz maymunlar olarak ikiye ayrilmaktayken, biraz lemur biraz maymun ozellikleri tasiyan cok onemli bir kanit. Basparmagi, ayak bilegi, sut disleri, tuyleri, tirnaklari, ve midesindeki son yemeginin bile kalintilariyla insanoglunun evriminde bir cok bilim adaminin fosilini aradigi ‘kayip halka.’ Evrime hala ‘teori’ diyenlere, Darwin’in gozlemledikleri ve yazdiklarina inanmayanlara, bu ‘teoriyi’ ispatlama yolunda cok agir bir cevap.
Internetteki cesitli videolarda bilim adamlarinin, Attenborough’nun yuzlerindeki heyecani gormelisiniz.
Bildiginiz gibi, gunumuz dunyasinda bilim yerine dini inanclarin politik ruzgarlarla birlikte tekrar yukseldigi bir devir icindeyiz. Yine bildiginiz gibi, kimi dini kitaplara gore dunyanin tarihi 7,000 senelik, Allah dunyayi 7 gunde yaratti, ve insanoglu evrim ile degil de yaratilis ile dunyaya geldi. Ve yine bildiginiz gibi, bu inanclar Amerika’dan Turkiye’ye bir cok okul kitabinda cocuklarimiza okutuluyor.
Umarim ki Ida bu seneden itibaren basilan butun fen dersi kitaplarinda yerini bulacak ve cocuklarimiza inanclara dayali din ile beraber ispatlara dayali bilim de ogretilecek, cocuklarimiz da beyinlerini kullanarak kendi dogrularini sececekler.
Monday, 18 May 2009
Rahat uyu Turkan Hoca

Turkan Saylan'la ilgili daha yazilarimizin murekkebi kurumadan olum haberini almak cok aci.
15 Mayista soyle yazmisiz: http://dusunerek.blogspot.com/2009/05/cagdaslasma-yolunda.html
14 Nisanda boyle yazmisiz: http://dusunerek.blogspot.com/2009/04/yine-dalga-yine-zor-yetisen-beyinler.html
Az bile yazmisiz.
Ve umarim kendisini daha uzun yillar yazacagiz, anacagiz.
Bu sabah da nasil bir fotograf koymali diye pek dusunmedim bile. Direk aklima, genc kizlarin okumasi ve inanc yerine akilciligin pesinden gitmesi icin bu kadar ugrasmis Saylan'in genc kizken ve okurkenki resmini koymak geldi.
Haberlerde okudugumuz kadariyla dun aksam son istegi "Kız ogrenci sayısının 36 binden 100 bine çıkarılması, Turkiye'deki her köye bir okul yapılması ve her kasabada kız öğrenci yurdu yapılması" olmus.
Rahat uyu Turkan Hoca.
Friday, 15 May 2009
Cagdaslasma Yolunda

Turkan Saylan’in kitabi Cagdaslasma Yolunda’yi gecen hafta bitirdim. 20 Ocak 2009 tarihli onsozunun ilk paragrafiyla baslayalim:
“Cumhuriyetin olanaklarindan yararlanarak iyi bir egitim almis, saygin ve ayaklari yere basan, bir meslek sahibi olmus bir birey, bir yurttas olmak herkes icin gecerli olmayabilir. Ben bu sansi yakaladigim icin cok mutluyum.”
Ve iste ucuncu cumlesi:
“Bu mutluluk ayni zamanda kisiye cok onemli sorumluluklar yukluyor, odevler biciyor.”
Bu ucuncu cumlesi kitabinin, hatta uzun ve verimli hayatinin bir ozeti sanirim. Cumhuriyetin olanaklarinin yararlanmis olmanin verdigi mutluluk ve bu mutlulugun kendisine yukledigi sorumluluk ve bu sorumluluga adanmis koskoca bir hayat.
Kac gencimiz su anda egitim alabildikleri icin kendilerine bir sorumluluk yuklemektedir diye merak ediyorum. Kimi zaman kimilerimiz icin boyle bir sorumluluk hissetmenin tek yolu bazi zorluklardan gecmis olmak sanirim.
Kitaba donelim. Bu kitap son yillarda cesitli gazete ve dergilere yazdigi yazilarin organize bir derlemesi. Bolum basliklari:
1. Egitimdeki yozlastirma, sorunlar ve cozum onerileri
2. Kadinlarimizi ve kizlarimizi baskidan nasil kurtarabiliriz?
3. Gercek boyutlariyla sokak cocuklari, sorunlari ve cozum onerileri
4. Demokrasi, laiklik, insan haklari, hukukun ustunlugu: Devlet, STO’ler ve yurttaslara dusen gorevler
5. Bazi genel sorunlar uzerine
Kitabi okurken Turkan Hoca’nin ulkesini ne kadar iyi tanidigini, su anda cok zor gorunen problemlerin ozunu ne kadar iyi anlamis oldugunu, ve sadece sikayet etmektense bir birey olarak cozum onerilerine ne kadar kafa patlatmis oldugunu anladim ve kendisine bir kez daha saygi duydum.
En basitinden, genc kizlarimizin okumasi ulkemiz icin ne kadar onemli. CYDD ile BBOG bu konuda ne kadar muazzam bir efor sarfetmis durumdalar ve sarfetmeye devam etmekteler. Bir hayat bir ugura adanacaksa, iste oyle bir ugur bu.
Turkan Hoca onsozunun sonlarinda guzel bir dilekte bulunmus:
“Butun dilegim, bir gun bir yetkilinin, ‘gelin bakalim su konunun cozumunu bir de sizden dinleyelim’ demesidir.”
Tam kitabi okudugum siralarda Turkan Hoca’nin bu ulke icin yaptiklarinin milyonda birini yapmamis insanlar tarafindan evi arandi, belgelerine el konuldu, beraber calistigi ve ayni fikirleri paylasan insanlar tutuklandi.
Bu gece de saglik durumunun agir oldugunu internette uzuntuyle okuyoruz.
Kendisine bu satirlar araciligiyla uzun sifalar diliyorum. Bir yetkilinin kendisiyle gidip konusmasi benim de dilegimdir.
Turkan Saylan’in fikirlerini, kitaplarini, eforlarini, ve belki de en onemlisi, sivil toplum orgutlerine verdigi ilhami yasatmak, cumhuriyetimizin olanaklarindan yararlanmis hepimiz icin cagdaslasma yolunda bir sorumluluk ve bir odev olmalidir.
Tuesday, 12 May 2009
Ellerine saglik Bekir Coskun

Bugun Ankara’da RTUK Baskani Zahid Akman’in gorevinden cekilip cekilmeyecegine dair dava gorusulecek.
Hurriyet’teki 9 Mayis tarihli yazisinda Ergenekon adi verilen davanin sanigi olmakla Deniz Feneri sanigi olmak arasindaki farki her zamanki uslubuyla harika anlatmis.
Izniyle butun yaziyi kopyaliyorum:
“ERGENEKON sanığı olmaktansa, Deniz Feneri sanığı olmak daha iyidir. İşte; Deniz Feneri sanığı Zahid Akman gitti güzelce ifadesini verdi, çıktı, kimsenin ruhu bile duymadı...
Oysa Ergenekon sanığı olsaydı?..
Sabah ortalık ağarırken polisler evi kuşatacaktı.
Zahid Akman, tek gözü ile kapı aralığından bakıp içeri kaçacaktı.
Polislerin peşinden medya ordusu evin etrafını saracaktı, o sırada polisler içerde müzik CD'lerini, bilgisayarı, şemsiyeyi, içi boş boruları, Zahid Akman'ın çocukluğundan kalma düdüğünü alacaklardı...
Ev öğlen saatlerine kadar aranacak, öğlen vakti Zahid Akman, iki polisin ortasında koşturularak bir polis aracına bindirilecek... Bir polis, onu arabaya sıkıştırmak ister gibi kafasını bastıracaktı...
* * *
Hiçbiri olmadı...
Savcılıktan Zahid Akman'ı aradılar, muhtemelen şöyle dediler:
“Zahid Bey, zahmet edip buraya kadar gelmeniz mümkün mü?..”
Zahid Akman sordu belki:
“Ben mi?..”
“Siz Zahid Akman mısınız?..”
“Benim...”
“Gördünüz mü işte... Mademki sizsiniz, kusurumuza bakmazsanız bi zahmet gelin, sonra şeyinize gidersiniz
“Hemen mi?..”
“......!”
* * *
Ergenekon sanıklarının çoğu, haklarındaki iddiaları dahi aylardır bilmiyorlar, hepsi cezaevinde...
Oysa Deniz Feneri sanıkları hakkında Alman Yüksek Mahkemesi'nin kesinleşmiş mahkûmiyet kararı var, arkadaşlar dışarda...
Üstelik Zahid Akman, RTÜK'ün başında, Türkiye'nin tüm televizyonlarını denetliyor.
Ne kadar farklı...
Görüyorsunuz...
Savcılıktan Zahid Akman'ı aramışlardır:
“Zahid Bey, siz misiniz?.. Valla bir şey söyleyeceğim ama nasıl söylesem... Hani insan çekiniyor... Kusura bakmayın, aklınıza bir şey gelmesin ama... Biliyorsunuz sizinle alakalı değil, öyle hemen şey yapmayın... Doğrusu söylerken içim şey oluyor sanki... Yani şimdi desem mi demesen mi...”
Zavallı biz...”
Ellerine saglik sevgili Bekir Coskun.
Sevgili Mustafa Balbay'in Gundem kosesi kendisi 68 gundur tutuklu oldugu icin bos.
Zahid Akman’in hala RTUK basinda oturmasi ve Deniz Feneri davasi AKP hukumeti icin bir hukuk skandalidir. Ergenekon adi verilen davayla ayni zamanlara denk gelmis olmasi da tesaduf degil, AKP hukumetinin Turkiye Cumhuriyeti’nin hukuk devletinden ne kadar uzaklastirmakta oldugunun kanitidir. AKP hukumette oldugu surece, istedigi kadar Adalet Bakani degistirilsin, boyle dava ve hukuk skandallarinin devam edeceginden suphemiz yoktur.
O yuzden bugun Ankara’dan gelecek haberleri dikkatle izleyecegiz.
Tuesday, 5 May 2009
AKP kartlarini oynadi

Yerel secimlerde yedigi tokadi hazmetmesi bir ay kadar suren AKP sonunda beklenen kabine degisikligini acikladi. Dokuz yeni bakanimiz var; sekiz bakanimiz da artik ‘eski bakan’ oldular.
Resesyonun derinliklerinde ilerledigimiz bugunlerde ekonomi gundemdeki en onemli maddelerden biri olduguna gore, dogal olarak basinimiz sanki en cok Ali Babacan’in ekonominin koordinasyonundan sorumlu Basbakan Yardimciligina getirilmesi ve Mehmet Simsek’in Maliye Bakanligini Kemal Unakitan’dan devralmasini yazdi.
Ayrica Ahmet Davutoglu’nun disaridan Disisleri Bakanligina atanmasi ve Nimet Cubukcu’nun Milli Egitim Bakanligina kaydirilmalari da elbette ki basinda cok yer etti.
Ben Deniz Feneri ve Ergenekon adi verilen dava skandallarinin yasandigi bu son donemde Adalet Bakanligi koltugunun Mehmet Ali Sahin’den alinmasini da cok onemli buluyorum. Sadullah Ergin ile gelen gideni aratacak mi, gorecegiz.
Ancak butun bu degisiklikler icinde en onemlisi belki de laiklik karsiti eylem ve soylemlerin odagi oldugu tescillenmis AKP’nin laiklik karsiti soylemleriyle unlu Bulent Arinc ile Omer Dincer’i Bakan olarak atamasi. Bu atamalar AKP’nin daha muhafazakar kesime kaybettigi oylarin pesini birakmayacagini ancak laik kesime kaybettigi oylarla uzlasma konusunda da herhangi bir efor sarfetme niyeti olmadigini gosteriyor.
AKP secim sonrasi kartlarini oynadi. Bakalim CHP, MHP, DTP, ve SP bu oyuna cevaben nasil kartlar oynayacaklar.