Monday, 2 March 2009

Resesyon beklenenden agir olacak gibi

Butun dunyayi etkisine alan resesyonun Turkiye'yi belki de bekledigimizden de agir etkileyecegini bugun aciklanan dis ticaret sayilarindan gorebiliyoruz.

Artik AKP'nin ve Basbakan Erdogan'in bizi hamdolsun teget gececegini soyledigi krize belimize kadar battigimiza ve cikmak icin cok ugrasacagimiza kimsenin suphesi olmasin.

Toplam ihracatimiz Ocak ayinda, gecen senenin Ocak ayina gore, tam %25.7 dusmus durumda ($7.9 milyar ihracat).

Bu donemde, imalat sektoru %26.8 dusmus, tarim ve ormancilik sektoru ise %10.5 yukselmis durumda. En buyuk ve dolayisiyla performansinin en onemli oldugu sektorun $7.3 milyar ile imalat oldugunu hatirlatmakta da fayda var.

Avrupa Birligi hala ihracatimizin en onemli alicisi olduguna gore AB musterilerinin tekrar harcamaya baslamalari ve AB'deki resesyonun atlatilma hizi da Turkiye'yi cok alakadar ediyor.

AB'ye ihracatlarimizin Ocak ayinda tam %37.7 dustugunu de not edelim.

2009'un cok zor bir sene olacagini tahmin ediyorduk ama bu kadarini da belki beklemiyorduk. Istihdam icin de, yatirim icin de, kredi icin de, kalkinma icin de cok kotu istatistikler.

Bu seneyi nasil bir kuculme sayisiyla kapatacagimizi kestirebilmek cok guc. Belini dogrultabilmek icin ihracata guvenen tum sektor calisanlarina kolay gelsin diyelim.

Wednesday, 25 February 2009

Baykal'in yedi onerisi

















Deniz Baykal, Basbakan Erdogan’in son gunlerdeki klasik soz dalaslarindan biri sirasinda kendisine “issizlige caren varsa acikla” diye catismasina cevaben asagidaki yedi maddelik onerileri siraladi (25 Subat tarihli Cumhuriyet’ten kopyaliyorum):

1. Türkiye’nin yeni bir ekonomik program ilan etmesi gerekir, piyasaların beklediği tedbir paketleri bundan sonra gelir.
2. 2007 seçimlerinde bütçenin dengeleri bozuldu, 2008’de bu devam etti. Kriz döneminde çok muhtaç olduğumuz cephaneleri 2007-2008’de bu hükümet yakmıştır. Derhal harcama hedefleri gözden geçirilip, ayıklanmalı, mahalli idarelere kaynak transferi gözden geçirilmeli, bütçede ciddi bir tasarruf yapılmalı. Gereken seçim harcaması yapmak değil, yatırım harcaması yapmaktır.
3. Otomobil ve dayanaklı tüketim mallarıyla ilgili sıkıntıyı gidermek, talebi uyarmak için 6 ay süreyle bu sektörlerde KDV’yi kaldırın.
4. Kur politikasında Türk Lirasının aşırı değerlendirilmesine yönelik gelişmeleri frenleyin, maliye politikasını makul ölçülerde gevşetin, orta vadeli bir mali program açıklayın.
5. Bankacılık sisteminde tahsili gecikmiş alacakların artışı bankaları kredi vermekte sıkıntıya soktu. Bir kredi garanti fonu oluşturulmalı. Bu fondan yararlanmak için işçi çıkarmama koşulu konmalı.
6. Derhal sigorta primleri ve ücretler üzerinde vergi yükleri, stopaj 10 puan aşağı çekilmeli.
7. İşsizlik fonunun imkânları işsizlikle mücadele için kullanılmalı.

Biraz once okudugum bu yedi maddelik listeye ilk reaksiyonlarim soyle:

1. Katiliyorum. IMF ekibini yeni bir ekonomik paket icin cagirmissan ve masaya oturmussan, piyasada ve yatirimcida bu pakedin hep cok yakinda anons edilecegine dair guven verici sozler soylemissen, bu pakedi ne yapip ne edip tamamlayacaksin arkadas. Zaten ihtiyacimiz yoktu diyemezsin artik. Bu pakedin elbette ki bir ekonomik programa uyumlu olmasi gerekmektedir.
2. Katiliyorum. Ne yazik ki hukumetin butun eforu secimlere odaklanmis durumda. Kelime oyunu uzmani Mustafa Balbay olsa “yine gecim yerine secim” diye yorumlardi.
3. Katiliyorum. Musteriye harcama motivasyonunu arttiracak eforlar onemli. Belki Ingiltere’nin yaptigi gibi tamamen kaldirmak degil de indirim dusunulebilir.
4. Katiliyorum. Turk Lirasinin asiri degerlenmesi cok hayirli degil. Gerci faizlerin kesilmekte oldugu bir ortamda TL nasil tekrar kuvvetlenecek kestiremiyorum.
5. Katiliyorum. Bankalarin kredi verme motivasyonunu arttiracak eforlar onemli. Isci cikarmama kosulunu cok dikkatli dusunmek ve tasarlamak lazim elbette.
6. Prensipte katiliyorum, yuzdesi dogru mu bilmiyorum.
7. Mantikli bir oneri, ama tabii ki bir odenek beklentisinde olan issizler konusu da dikkatli dusunulmeli.

Secimler oncesi birbirlerine yolsuzluk dosyasi firlatmaktansa sonunda krizden cikisa ve issizlikle savasa yonelik dusunceler ureten politikacilara cok ihtiyacimiz var.

Belki uretimin artmasi icin cok gerekli olan talep arttirimi biraz daha onemsenebilir, istidham ve kalkinma yaratacak kamu ve altyapi yatirimlarini arttiracak oneriler de yapilabilirdi.

Baykal’inkiler tabii ki detaylari dusunulmesi gereken ve iyi calisilmasi gereken yedi oneri.

En azindan Basbakan Erdogan’in urettigi oneri sayisindan yedi tane fazla.

my.kemalkilicdaroglu.com?

















Obama’nin secim kampanyasi suresince, ve hatta secildikten sonra, interneti ve teknolojiyi kitlelere ulasma ve ozellikle gencleri mobilize etme konularinda kullanisinin dunya politika ve secim dunyasinda tarihi bir basari ve stratejik bir devrim oldugu fikrine katiliyorum.

Gormediyseniz http://my.barackobama.com/ sitesine bakmanizi tavsiye ederim.

Basligi: “Amerika icin Organize Olmak”

Obama’nin acilis cumlesi:

“Inanmanizi istiyorum. Sadece benim Washington’a gercek degisimi getirebilecegime degil...sizin bunu yapabileceginize inanmanizi istiyorum.”

Bu konudan teknoloji bloglari da epey bahsettiler. Iste iki ornek: http://baris.typepad.com/venture_capitalist/2009/02/governmet-30.html veya http://joetrippi.com/blog/?p=2532.

Son olarak, IBB Baskan Adayi Kemal Kilicdaroglu’nun sadece bu hafta 7,240 ziyaretci gormus olan websitesine ve facebook’ta simdilik 800 kadar arkadas toparlamis olmasina dikkat cekmek istiyorum.

Websitesindeki acilis hitabini da not edelim: “Degerli Istanbullular, Degerli Gencler...”

Kilicdaroglu’nu Eylul ayinda ilk yazdigimizda (http://dusunerek.blogspot.com/2008/09/kemal-kilicdaroglu.html), adini daha sik duyacagimizi tahmin etmistik.

Bakalim yolsuzluk dosyalarinin ve durustluk kozunun yanisira genclere Obama-vari teknolojik yaklasimiyla Turkiye’nin en buyuk sehrinin basina gecebilecek mi?

Saturday, 21 February 2009

Ateist Otobus, Tolerans, ve Gencler

















Ingiltere'deki unlu 'ateist otobus' reklamlarini gormussunuz ya da duymussunuzdur.

"Buyuk ihtimalle tanri yok. Simdi endiselenmeyi birakin ve hayatin keyfini cikarin."

Din konusunda baskiciligin zitti tolerans denebilir. Ve Ingiltere de dini tolerans konusunda dunyanin en medeni ulkelerinden biri olsa gerek. Bu butun ulkeyi dolasan ateist otobusler bir ornek. Baska bir ornek ise, gecen sene bir 'hangi dine mensupsunuz?' anketine cevaben not edilesi bir yuzdeyle cikan 'Jedi' kategorisinin de bu anketten sonra sanirim artik resmi olarak bir din sayilmasi.

Bu orneklere bakinca, bugunlerde Turkiye nerede, Ingiltere nerede?? Arayi kapatmak bir yana, ara iyice aciliyor.

Bugunku Cumhuriyet'te gordugum, Ingiltere'de yeni kurulan bir ogrenci orgutunden bahseden bir haberi aynen kopyaliyorum:

"...Ulusal Ateist, Hümanist ve Laik Öğrenciler Federasyonu (AHS) adıyla kurulan örgüt, İngiltere’de son dönemde güç kazanan dini örgütlenmelere karşı laikliği desteklemeyi, bilimsel düşünceyi yaymayı ve kampuslarda ateist öğrencilerin sesi olmayı amaçlıyor..."

Yazinin devaminda orgutun 24 yasindaki baskani bayin ve 22 yasindaki halkla iliskiler sorumlusu bayanin goruslerine yer veriliyor.

Iste yine bir dini tolerans ornegi. Ama ustune bir de genc insanlarin aktivizmine, genclerin seslerini yukseltmelerine olan toleransa da bir ornek.

Turkiye'de dini tolerans yerine dini baskiyi politika olarak secenlere oy verenlere ve genclere guc verme gucune sahip olup da bu gucu kendine saklayan guclu buyuklerimize bir ornek olur umarim.

Thursday, 19 February 2009

GM-Opel

Kuresellesme ve korumacilik uzerinde daha yazimizin murekkebi kurumadan (http://dusunerek.blogspot.com/2009/02/kuresellesme-ve-korumacilik-uzerine.html), dun GM'in Detroit'teki merkezinden yapilan aciklamada Avrupali araba sirketi Opel'in satisi dusunulebilecegi belirtildi.

Acaba kuresellesmenin korumacilikla catismasinin somut sonuclarinin ilk orneklerinden birini boylece gorecek miyiz?

Otomotiv sektorunde calisan veya otomotiv sektorune tedarik eden herkese bu devirde sabir dileyerek bitirelim.

Friday, 13 February 2009

Iyi ki dogdun Darwin













Darwin’in 200. Dogumgunu basta Ingiltere olmak uzere dunyanin bircok yerinde etkinliklerle kutlandi.

Kendisi icin en cok hosuma giden ve yeni duydugum tanimlamalardan biri: ‘Laik Aziz.’

Hayatin gelisimini, dunyanin isleyisini, dogumu ve olumu halka aciklayabildigi ve bircok souyu cevaplandirabildigi icin Aziz.

Herhangi bir dine ya da inanca bagli olmadan ama inanclara saygi duyan, saplantilardan uzak, arastiran, dusunen bir bilim adami oldugu icin Laik.

Ozellikle inanc savaslariyla kana bulanan gunumuz dunyasinda, ve ozellikle inanc ayrimlariyla vakit kaybetmekte olan Turkiye’miz icin, Darwin’in sembolize ettiklerinin onemi 21. yuzyilda o kadar buyuk ki.

Takiyuddin’i daha once de yazdik (http://dusunerek.blogspot.com/2008/09/takiyuddin.html). Zamaninda ona karsi cikanlar kazanmis ve ulkemize cok ciddi vakit kaybettirmislerdi.

Bugun de, tabii ki hala cok ciddi karsi cikanlar olmasina ragmen, bati dunyasi Darwin’i, ozgur dusunceyi, ve bilimi kucaklarken, Turkiye’nin hala laikligi tartisarak vakit kaybetmesi cok trajik.

AKP hukumetinin Turkiye’ye verdigi en buyuk zararlardan biri bu olsa gerek.

Iyi ki dogdun Charles Darwin!

Monday, 9 February 2009

Kuresellesme ve korumacilik uzerine

Dunyanin yakin gecmisine bakinca Soguk Savas'in bitmesi ve Sovyetler'in dagilmasiyla olusan boslugun ABD onderliginde kuresellesme temasiyla doldurulmus oldugunu goruyoruz.

Servis, urun, ve iscilerin kure uzerinde daha serbest dolasimini ve cok uluslu sirketlerin daha da guclenmesini saglayan bu sisteme gore ulkeler bircok urunu kendileri uretmek yerine daha ucuza ithal edebiliyorlar, teoride buradan elde ettikleri kazanclari baska yatirimlara, uluslararasi alanda rekabet gucunu kaybetmemis sektorlerine yonledirebiliyorlardi. Musteri daha kaliteli urunu daha ucuza tuketebiliyor, rekabet gucu yuksek sirketler de uluslarasi pazarlara girebildikleri icin hizli buyuyebiliyorlardi.

Kuresellesme sadece Turkiye'de degil, bircok ulkede bircok sektoru oldurdu. Ornegin ABD ve Ingiltere artik insan gucune dayali uretim gerektiren sektorlerde Asya ile basedemez oldu. Bu ulkelerde babalarinin calistigi fabrikalari kapatildiktan sonra sanat galerisi ya da gece klubu olarak kullanan yeni nesiller buyuyor.

Finansal olarak baslayip da hizla ekonomik bir sekle burunen ve global bir resesyona kadar ulasan bu krizin yarattigi en dramatik sonuclardan biri ulkelerin, daha dogrusu hukumetlerin, basta bankalar olmak uzere cesitli sektorlere sunmus oldugu kurtarma paketleri sayesinde bu sektorlerde hissedar olmus olmalari olsa gerek.

Hukumetlerin el koyduklari sektorlere vermis olduklari paralarin ve butun bu kurtarma paketlerinin sonuclari artacak olan enflasyon ve elbette ki cok yukselecek olan vergiler olacak. Isin kisasi, bugun gazetelerde okudugumuz kurtarma paketleri yarinin vergileri, yani halk tarafindan fonlaniyor diyebiliriz.

Is burada biraz karisiyor. Alman hukumeti Alman otomotiv sektorunu canli tutmaya calisiyor, ABD hukumeti de ABD otomotiv sektorunu. Ama GM-Opel gibi sirketler gundemde olunca, ABD vergiverenlerinin haliyle vergilerinin kendi ulke ekonomilerini canlandirmak ve GM tarafindaki isleri korumak istemeye haklari var.

Benim cebimden odedigim vergiler artacaksa ben de benim ulkemdeki sektorlere yardimci olmasini ve benim ulkemdeki isleri korumasini isteyecegim elbette.

Iste bu noktada hukumet paketlerinin en can alici sosyal yonunu gorecegiz: korumacilik. Her hukumet kendi vergiverenlerini (ve oyverenlerini) memnun etmek icin kendi ulkesindeki isleri korumaya calisacak. Uluslarasi piyasada rekabet gucu azalmis ya da bitmis bazi sektorlerin bile hukumet destegiyle ayakta kalacagini dusunursek, kuresellesmenin sundugu 'daha kaliteli ve daha ucuz urun' konseptinin tersiyle karsi karsiya kalacagiz. Bu, hem tek basina ulkelerin hem de AB gibi bloklarin uluslarasi ticaret ve rekabet dengelerini cok etkileyecek.

Gecen hafta Ingiltere, Iskocya, Galler, ve Kuzey Irlanda'da enerji sektorunde calisan iscilerin 'Britanya isleri Britanya iscilerine' sloganiyla gerceklestirdikleri grev ornegini burada not edelim.

Ayrica Obama'nin ekonomik kurtarma pakedi tasarisinda da, ozellikle demir-celik sektorlerinden bahsederken, korumacilik temasinin ortaya ciktigini da not edelim.

Onumuzdeki donemde bunlar gibi daha cok ornek gorecegimizi tahmin ediyorum. Daha gecen senelerde Cin'e uluslararasi ticari kurallari cignedigi iddiasiyla baski yapilmaktayken, bati dunyasi icinde bile karsilikli defansiflesmenin dogurabilecegi ticari savaslarla dunya olarak epey yorulabiliriz.

Toparlamaya calisacak olursak, korumacilik temasinin onumuzdeki donemde ABD ve Ingiltere basta olmak uzere asagi yukari butun resesyondan cikmaya calisan bati ulkelerinde onemli bir tema olacagindan suphemiz olmasin.

Turkiye'ye baglamaya calisirsak, ulkemizi yonetenler sacmasapan siyasi davalarla veya ideolojik ayrimcilik politikalariyla vakit kaybetmektense Turkiye'nin uluslararasi piyasalarda rekabet gucune sahip oldugu sektorlerdeki liderlik konumlarini arttiracak yatirimlar yapmak ve kalifiye insan yetistirme planlari-programlari gelistirmek zorundadir.

Ancak AKP hukumetinde ne bu anlayisi ne de bu vizyonu gorebilmek mumkun degil.

Saturday, 24 January 2009

Bugun 24 Ocak






















Vurulduk ey halkım, Unutma Bizi
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık, Babamız sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi. Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini, yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük Dövüldük, vurulduk, asıldık... Vurulduk ey halkım, unutma bizi Yoksullugun bükemedigi bileklerimize, çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez, İsteseydik, diplomalarımızı mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarimiz, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz işçiyle birlikte attı, köylüyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Fidan gibi genç kızlardık; hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı göz bebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında iskencecilerin acimasiz ellerine terkedildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarimizi fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi. Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmis doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acımaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu. Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Kanserdik; ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek, yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attik önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi.
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük. Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bağımsızlık, Mustafa Kemal'den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleri yönetenler gizli emellerle, başlarımızı ezmek kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular. Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi. Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk, komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik, kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi.
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile almamıştık daha Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmus ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi.
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı, ya da susmuşlardı bütün olan bitenlere.
ÖFKELERİNİ BİR GÜN BİLE KARŞISINDAKİLERE BAĞIRMAMIŞ İNSANLARIN GÖZLERİ ÖNÜNDE ÖLDÜRÜLDÜK.
Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına. Batı uygarlığı adına, bizleri bir şafak vakti ipe çektiler. Korkmadan öldürüldük ey halkım, unutma bizi. Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi. Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkim unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz simdi hep birlikteyiz
ey halkım, unutma bizi.
UĞUR MUMCU

Friday, 23 January 2009

Kurulusumuzun hamuru















Obama’nin her zamanki gibi cok etkileyici olan baskanlik konusmasinin hemen basinda, daha ikinci paragrafinda, vurguladigi bir noktaya dikkatimizi cekmek istiyorum:

“Kirkdort Amerikali bu baskanlik yeminini soyledi. Bu kelimelerin mureffeh zamanlarda ve bariscil donemlerin sakin sularinda soylenmisligi var. Ancak, bazen bu yemin, kararan bulutlarin arasinda ve korkunc firtinali zamanlarda soyleniyor. Amerika, bu gibi zamanlarda, sadece yuksek rutbeli yoneticilerinin beceri ve vizyonu sayesinde degil, Biz Insanlarin, ulkemizin kurucularinin ideallerine ve kurulusumuzun hamuruna sadik kalmasi sayesinde ilerlemeye devam edebilmistir. Bu hep boyle olmustur. Bu nesil Amerikalilar icin de boyle olmak zorundadir.”

Turkiye Cumhuriyeti’nin uzerindeki kararan bulutlar ve korkunc firtinali zamanin, Obama’nin bahsettigi ABD’nin uzerindeki tehlikeden cok daha ileri ve farkli bir seviyede oldugu konusunda hepimiz hemfikiriz sanirim.

Kurucularimizin ideallerinin ve kurulusumuzun hamurunun en onemli unsurlarindan birinin demokrasinin tartismasiz sartlarindan olan laiklik oldugunu vurgulamamiza da gerek yok diye tahmin ediyorum.

Ancak 2009 yilinda Obama ABD’yi devralirken Turkiye Cumhuriyeti’nin basindaki yuksek rutbeli yoneticiler, yani Basbakan Erdogan liderligindeki AKP hukumeti, degil kurucularimizin ideallerine ve kurulusumuzun hamuruna sadik kalmak, onlari tamamen reddetmekle beraber, bu reddetmeleri Anayasa Mahkemesi tarafindan ‘laiklik karsiti aktivitelerin odagi’ olduklari seklinde tescillenmistir.

Obama'nin Amerika'sindan bu kadar farkli bir kafa yapisinda olabiliriz.

Obama’yla basladik, Obama’yla bitirelim:

“Cocuklarimizin cocuklari desinler ki, test edildigimiz zaman yolculugumuzun devamini engellemelerini reddettik, geri donmedik ve kaybetmedik, ve gozlerimiz ufuklarda iken, ve Tanrinin merhameti uzerimizde iken, elimizdeki bu muazzam ozgurluk hediyesini ileriye tasidik ve gelecek nesillere teslim ettik.”

Wednesday, 21 January 2009

Gazze katliami ve Obama






















Obama'nin secilmesiyle oval ofise oturmasi arasinda kalan muallaktaki donemi adeta '20 Ocak'a kadar ne kadar vurursam kar' diye dusunerek Filistin'e siddetli saldirilariyla degerlendiren Israil'in 1,284 Filistinliyi oldurdugu ve 4,336 Filistinliyi yaraladigi aciklandi (kaynak: Filistin Insan Haklari Izleme Grubu).

En carpici olani, saldirilarda olenlerden 894'unun sivil ve bu sayinin da 280'inin cocuk veya 17 yas alti genc olmasi.

280 tane cocuk ve genc. Kardesleri, anneleri, babalari, dedeleriyle birlikte binlerce kararmis hayat. BM binasini bile bombalayacak Amerikan destekli mentaliteye karsi iclerine atilmis ve elbet bir gun patlayacak olan nefret.

Obama'ya yurekten basarilar diliyorum. Kendisi ne kadar zor bir gorevi devraldiginin farkinda sanirim. Herseyden once onem verecegi Amerikan ekonomisinin enkaziyla ugrasirken Israil gibi Amerikan dostu ulkelerin basabuyruk hareketlerde bulunmasi Obama'yi cok yoracaktir.

Herseye ragmen, Washington'daki kalabaligi ve her renkten Amerikalinin yuzundeki heyecani gorunce, secimden zaferle cikip ulkeyi yonetmek icin kollari sivayan bu genc adamin ulkesine ve dunyaya simdiden pozitif etkisi hosuma gidiyor.

Darisi 2009'da secim tecrube edecek olan nice ulke ve yerel yonetimlerinin basina. Obama'nin degisim ruzgarinin artik kokusmus olan ve gecen yuzyila ait politikalarin suratinda bir tokat gibi patlayacagini umid ediyorum.